hzmuhammedinhayati.gen.tr https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr Hz Muhammedin Hayatı, Peygamberliği ve Yaşamı tr-TR hourly 1 Copyright 2018, hzmuhammedinhayati.gen.tr Thu, 21 Mar 2013 00:00:00 +0000 Wed, 12 Dec 2018 00:00:00 +0000 60 Hz. Muhammedin Aile Büyükleri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-aile-buyukleri.html Wed, 14 Nov 2018 03:18:54 +0000 Hz. Muhammedin Aile Büyükleri, Hz. Muhammed'in aile büyüklerinin kökeni Hz. İbrahim'e kadar dayanır. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'in bire bir soylarından gelir. Hz. Muhammed'in aile büy Hz. Muhammedin Aile Büyükleri, Hz. Muhammed'in aile büyüklerinin kökeni Hz. İbrahim'e kadar dayanır. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'in bire bir soylarından gelir. Hz. Muhammed'in aile büyükleri Adnan'a kadar net bir şekilde bilinmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.AV.) 'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah, annesi ise, Vehb'in kızı Amine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabilesinin Haşimoğulları kolundan, annesi Amine ise, Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç göbek yukarıda, "Kilab" kabilesinde birleşmektedir. Her ikisi de Mekkelidir. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir nesep (soy) zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasul-i Ekrem Efendimiz, "Allah, Hz. İbrahim'in oğullarından Hz. İsmail'i, İsmailoğullarından Kinaneoğullarını, Kinaneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçmiştir". Hz. Muhammed (S.A.S)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyahatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefat etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (S.A.V)'e babasından miras olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir cariye kalmıştır. Peygamberimizin sütannesinin adı Halime, sütkız kardeşinin adı ise Şeyma'dır. Amcalarını adı, Ebu Talip, Zübeyir, Hamza ve Abbas'tır. Ebu Lehep de onun amcasıdır. ama o, Peygamberimize ve Müslümanlara çok kötülük etmiştir. Peygamberin (S.A.V) babaannesinin isminin Fatımadır. Efendimiz'in (S.AV) anneannesinin adı Berredir. Peygamberimiz'in dayısı yoktur. Efendimiz'in (S.A.V) halalarının isimleri, Ümm-ü Hakim, Berra, Atike, Safiyye, Erma, Ümeyredir. Hz. Peygamber (A.S.S) 'in Ferida ve Fatiha adında iki teyzesi vardır. İkisi de onun peygamberliğinden önce vefat etmiştir.

Muhammed'in Aile Büyüklerinin bir kaç kuşağını tanıyalım,

Hz. Abdullah kimdir Hz. Muhammed'in aile büyüklerinden olan Hz. Abdullah, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in babasıdır. Abdulmuttalip'in en çok sevilen oğullarından biriydi. Abdulmuttalip, on erkek çocuğu olması halinde birini kurban edeceğine kendi dinince yemi etmiştir. On erkek çocuğu olunca da kurban etmek için Hz. Abdullah'ı seçer, Hz. Abdullah da bu duruma itiraz etmez. ve razı olur. Fakat çevreden gelen yoğun tepkiler üzerine Abdulmuttalip oğlunu kurban etmekten vazgeçer ve 100 deve kurban eder. Daha sonra Hz. Abdullah Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in annesi Amine ile evlenmiştir. Fakat Amine, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'e hamileyken görevli olarak gittiği bir ticaret kervanında hastalanmış, Medine'de vefat etmiştir. Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V) babasız büyümüştür.

Hz. Amine kimdir Hz. Muhammed'in aile büyüklerinden annesi olan Hz. Amine, yukarıda bahsedildiği gibi Kureyş'in Zühreoğulları kolundadır. Haşimoğullarından Abdullah ile evlenmiş, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'i dünyaya getirmiş o 6 yaşındayken vefat etmiştir. 6 yaşında hem annesiz hem babasız kalan Peygamber Efendimiz, (S.A.V.) dedesi Abdulmuttalib'in yanına verilmiştir.

Hz. Muhammedin Aile Büyükleri

Abdulmuttalib kimdir Hz. Muhammed'in aile büyüklerinden dedesi olan Abdulmuttalibin doğum tarihi net olarak bilinmemektedir. Babası Abdimenafın mesleğini devam ettirmiş ve ticaretle uğraşmıştır. Abdulmuttalib iş hayatında ve sosyal yaşantısında gayet başarılı olmuş, Mekke'de Kureyş'in saygın ileri gelenlerinden biri olmuştur. 6 yaşında Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in annesi vefat ettikten sonra onu himayesinde almıştır. Fakat Peygamber Efendimiz (S.A.V.)  8 yaşındayken, 578 yılında Abdulmuttalib de vefat etmiştir.

Hz. Muhammed'in Aile Büyükleri, İslamiyet'in yayılması sırasında farklı farklı taraflar almışlardır. Kimisi Peygamber Efendimiz (S.A.V.) tebliğlerine inanarak bu yolda ona destek olmuş, kimisi de atalarının dinine ihanet etmek, Mekke'deki itibarını korumak, v]]> Hz Muhammedin Süt Kardeşleri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-sut-kardesleri.html Wed, 14 Nov 2018 04:24:38 +0000 Hz Muhammedin Süt Kardeşleri; Peygamberimiz yetimdir ve bundan dolayı Arap kadınları peygamberimize bakmak istememişlerdir. Sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime, kabilesine eli boş gitmek istemediği için Hz Muhammedin Süt Kardeşleri; Peygamberimiz yetimdir ve bundan dolayı Arap kadınları peygamberimize bakmak istememişlerdir. Sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime, kabilesine eli boş gitmek istemediği için peygamberimizi kabul etmiştir. Peygamberimizi aldıktan sonra Halime ve ailesinin hayatları, yaşam tarzları bir anda değişmiştir. Eğer bunlardan bazılarını Halime'nin dilinden dinleyecek olursak Halime Hatun der ki; ' İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı.

Ben kır merkebimin üzerinde idim. Yanımızda yaşlı bir devemiz vardı, bize bir damla süt vermiyordu. Üzerinde bulunduğum merkebin ağır yürümesi yol arkadaşlarımı çileden çıkarıyordu. Nihayet Mekke'ye varıp emdirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizden hiç bir kadın Muhammedi almak istemiyor, ondan uzak duruyorduk. Çünkü bizler emdireceğimiz çocuğun babasından bahisse kavuşmayı ve ondan armağanlar almayı bekliyorduk. Bir ara Muhammed'in dedesi Abdulmuttalip ile karşılaştım, bana; İsmin nedirdiye sordu. Halime dedim. Bana; Ey Halime! Benim yanımda bir yetim çocuğum var onu emzirmek için Beni Sa'd kabilesi kadınlarına teklif ettim öksüz  olduğu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin Ben, bana biraz müsaade ette kocama danışayım dedim. Hemen kocamın yanına döndüm, ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammedi aldım. Muhammed bize gelince evimiz öyle bereketlendi ki kocamla hayretler içinde kaldık. Sütü çekilmiş olan devemiz de sütler fazlaca akmaya, zayıf olan merkebimizi yolda başka hiç bir binek hayvan geçmemeye, davarlarımıza inen süt hiç bir davara inmemeye başladı' demiştir.

Hz Muhammedin Süt Kardeşleri

Peygamberimizin Süt Kardeşlerinin İsimleri ; Hz Hamza, Ebû Seleme b. Abdi’l-Esed el-Mahzûmî, Abdullah b. Cahş, Mesruh, Ebû Süfyan, Şeyma binti Hâris, Abdullah b. Hâris, Üneyse binti Hâris.

Hz Hamza: Hz Peygamber'in amcası olup Efendimizden önce Süveybe'den süt emmiştir.

Ebû Seleme b. Abdi’l-Esed el-Mahzûmî: Süveybe'den süt emmiştir. İslamiyete  giren ilk kimseler arasında yer almaktadır.

Abdullah b. Cahş: Süveybe'den süt emmiştir.

Mesruh: Ebû Leheb'in cariyesi Süveybe’nin oğlu olup Peygamber (s.a.v.) ile birlikte süt emmiştir.

Ebû Süfyan: Mevzubahis Ebû Süfyan, Hz. Peygamber’in evlendiği Ümmü Habibe’nin babası Ebû Süfyan değil de Hz. Peygamber’in bir amca oğlu olan Abdulmuttalib’in oğlu el-Haris’in oğlu Ebû Süfyan’dır. Yani Haris b. Abdi’l-Muttalib’in oğlu olan bir diğer Ebû Süfyan ki kendisi Rasulullah’ın yeğeni durumundaki bir başka akrabasıdır. Tam adı ise Ebû Süfyan İbni’-Hâris İbni’l-Muttalib’tir.

Şeyma Binti Hâris:  O, Mekke civarında oturan Hevâzin kabilesinin Benî Sa’d bin Bekir koluna mensuptur. Asıl adı Huzâfe’dir. Şeyma lakabıdır. “Benli” manasına gelen Şeyma adı ile meşhur olmuştur. Babasının adı Hâris bin Abdiluzzâ’dır. Annesi de sevgili peygamberimize süt anne olma şerefine eren bahtiyar hanım Halime es-Sa’diye hatundur.

]]>
Hz Muhammedin Süt Annesi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-sut-annesi.html Wed, 14 Nov 2018 11:14:17 +0000 Hz. Muhammed(s.a.v.)'in süt annesi olarak genelde Halime-i Sadiye bilinmesine rağmen tarihi kayıtlara göre kendisine süt annelik yapmış üç hanım bulunmaktadır. Bunlar kronolojik sıra ile Süveybe, Halime-i Sadiye ve Ümmü Eyme'dir. Arala
1 - Süveybe

Süveybe, Ebu Leheb'in cariyesi olup, daha önceleri Hz.Muhammed(s.a.v.)'in amcası Hz.Hamza'yı da emzirmiştir. Bu hanım Hz.Muhammed(s.a.v.)'i oğlu Mesruh ile beraber emzirmiş ve bu olay Halime-i Sadiye'den önceki günlerde vuku bulmuştur.

Hz. Muhammed (s.a.v.), Süveybe'yi hiç bir zaman unutmamış ve sürekli halinden haberdar olmuştur. Süveybe, Hayber Savaşı'nın hemen sonrasında vefat etmiştir.
Hz Muhammedin Süt Annesi
2 - Halime-i Sadiye

Rivayet olunur ki Halime-i Sadiye, Medine'den Mekke'ye kendisine süt evladı bulmaya gelirken altında yaşlı bir merkep vardır. Bu nedenle tüm kafileden geri kalıp şehre en son varmıştır. Hal böyle olunca tüm varlıklı ailelerin çocukları çoktan seçilip kendisine sadece Abdulmuttalip'in yetim torunu kalmıştır. Abdulmuttalip'in teklifi üzerine Halime-i Sadiye kocası ile bir süre konu üzerinde tartıştıktan sonra Hz.Muhammed(s.a.v.)'in süt anneliğini kabul etmiştir. Halime-i Sadiye ve kocası bu yetim yavruyu alıp, onun sebebiyle Allah'tan bereket dileyerek evlerine geri dönmüşlerdir.

Hz. Muhammed(s.a.v.), Halime-i Sadiye'nin yanında yaklaşık dört yıl kalmıştır. Sad kabilesine mensup olan Halime-i Sadiye'nin kocasının adı Haris bin Abduluzza'dır. Kendisi üç evlat sahibi olup isimleri Şeyma (Cüdame), Üneyse ve Abdullah'tır. Hz. Muhammed(s.a.v.)'i oğlu Abdullah ile birlikte emzirmiş ve kızları da O'nun bakımında annelerine yardımcı olmuşlardır.

Hz.Muhammed(s.a.v.)'in süt kardeşlerinden Şeyma O'nu çok severdi ve küçüklüğünde Resullullah(s.a.v.)'a şu şiiri okuduğu rivayet edilir:
"Ey Rabbimiz, Muhammed’i bize bırak ki, onun delikanlılığını göreyim
Sonra onu itaat edilen bir efendi göreyim
Düşmanlarının ve hasetçilerinin yüzüstü geldiklerini göreyim
Ona, ebediyen devam eden bir şeref ve izzet ver.”
Ve yine Şeyma, Hz.Muhammed(s.a.v.)'i evine dönerken, "Sen, küçük bir çocukken de, büyük bir adamken de ne iyi kefil (bakan) ve ne iyi bakılansın." sözleriyle uğurlamıştır.

Hz. Muhammed(s.a.v.)'in süt annesi, O'nu birçok kez ziyaret etmiştir. Bir keresinde Peygamber(s.a.v.)'in Hz.Hatice ile evli olduğu dönemde gerçekleşen ziyarette Halime-i Sadiye kuraklık ve sıkıntıdan söz açmış, Hz.Hatice'de kendisine kırk koyun ve bir deve bağışlamıştır. Hz. Muhammed(s.a.v.)'in süt annesi Halime-i Sadiye'nin kabri Medine'de Baki Kabristanı'nda bulunmaktadır.

3 - Ümmü Eymen

Hz.Muhammed(s.a.v.), bu hanımdan bahsederken "Anamdan sonra anamdır" buyurmuşlardır. Yine bir gün Resulullah(s.a.v.), "Cennet ehlinden bir kadınla evlenmek isteyen, Ümmü Eymen ile evlensin" diye buyurmuşlar ve Zeyd bin Hârise onunla evlenmiştir. Bu evlilikten Üsâme bin Zeyd dünyaya gelmiştir.

Ümmü Eymen, Hz.Muhammed(s.a.v.)'e babasından miras olarak kalmış ve Hz.Hatice ile evliliğinden sonra kendisini azat etmiştir.
]]>
Hz. Muhammedin Torunları https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-torunlari.html Thu, 15 Nov 2018 06:24:41 +0000 Hz. Muhammedin torunları, genelde net olarak bilinen bir konu değildir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin herkes tarafından bilinse de Hz.Muhammedin torunlarından diğerleri; gerek küçük yaşlarda ölmeleri, gerek soylarının devam etmemesi, vs. sebe
Hz.Rukiyye: Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in kızlarından Hz.Rukiyye, Hz.Osman ile evlenmiştir. Bu evlilikten Abdullah adında bir oğulları olmuşsa da, hem Hz. Rukiyye genç yaşta vefat etmiş, hem de Abdullah iki yaşındayken ölmüştür. Bu sebeple Hz.Muhammedin torunları Hz.Rukiyye'nin kolundan nesillerini devam ettirememişlerdir.

Ümmü Gülsüm: Peygamber Efendizim(s.a.v) in bir diğer kızı Ümmü Gülsüm de, Hz.Rukiyye'nin ölümünden sonra Hz.Osman ile evlendirilmiştir. Daha sonra Ümmü Gülsüm de vefat etmiştir ve vefatından önce bu evlilikten bir çocuk dünyaya gelmediği için Hz.Muhammedin torunları Ümmü Gülsüm kolundan dan devam edememiştir.

Hz.Zeynep: Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in en büyük kızı olan Hz.Zeynep ise teyze tarafından akrabası Ebu'l As ile evlenmiş; bu evlilikten Ümame ve Ali adlı iki çocukları olmuştur. Fakat,  malesef Ali de küçük yaşta vefat etmiştir. Ümame ise Hz.Fatıma'nın ölümünden sonra Hz.Ali ile evlendirilmiş; Hz.Ali şehit edildikten sonra ise Muğire bin Nevfelle evlendirilmiştir. Bu evlilikten Yahya adlı bir oğulları olsa da; Hz.Muhammedin torunları Yahya'dan sonra devm etmemiştir.
Hz. Muhammedin Torunları
Hz.Fatıma: Hz.Muhammedin, Hz.Fatıma'dan olan torunlarına bakacak olursak; Hz.Fatıma'nın Ümmü Gülsüm, Hasan, Hüseyin, Muhassin ve Zeynep adlı çocukları olmuştur. Hz.Muhammedin torunlarının bu kolu Hz.Ali'dendir. Erkek çocuklardan Muhassim küçük yaşta vefat etmiştir. Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin ise yukarıda bahsedildiği gibi peygamber soyunun devamı olarak kabul edilmiş; Hz.Muhammedin torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin kollarından kuşaktan kuşağa devam etmiştir.

Hz. Fatıma'nın kızlarından Zeynep'in de soyu devam etmiş; fakat Zeynepin çocukları daha sonra 'Zeynebiler' şeklinde farklı bir isimle anılmaya başlamıştır. Diğer kızı Ümmü Gülsüm ise halifeliği döneminde Hz.Ömer ile evlendirilmiştir. Bu evlilikten Rukiyye ve Zeyd adlı iki çocukları olsa da çocuklar küçük yaşlarda vefat etmiştir. Hz.Ömerin şehit edilmesinden sonra Ümmü Gülsüm, amcasının oğlu Avn bin Cafer ile evlendirilmiş fakat ondan çocuğu olmamıştır. Onun vefatından sonra ise kocasının kardeşi Muhammed bin Cafer ile evlendirilmiş ve bundan bir çocuğu olmuştur. Hz.Muhammedin torunları bu koldan da devam etse de Peygamber Efendimiz(s.a.v) tarafından soyunun devamının Hasan ve Hüseyin'den olduğu şeklinde bildirildiği için Ümmü Gülsümün çocuğu Hz.Muhammedin torunları arasında kabul görmez. Muhammed bin Cafer'in de vefat etmesi üzerine, onun kardeşi Abdullah bin Cafer ile evlendirilen Ümmü Gülsüm'ün bu evlilikten de çocuğu olmamıştır.

Hz.Muhammedin torunları sadece ilk nesiller olmak üzere incelenirse bu şekildedir. Fakat; Peygamber Efendimiz(s.a.v) bizzat neslinin Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin'den devam edeceğini söylediği için devam eden nesillerden sadece ikisinin torunları Hz.Muhammedin torunları olarak kabul edilir. Diğerleri sadece kendileri olmak üzere Hz.Muhammedin torunları arasında kabul edilirler.]]>
Hz. Muhammedin Soy Ağacı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-soy-agaci.html Thu, 15 Nov 2018 08:53:02 +0000 Hz.Muhammed'in soy ağacı yeterince geriye gidersek Hz. İsmail'e kadar dayanır. Fakat belirgin olarak bulabileceğimiz şekilde, Arap Yarımadası'ndaki birkaç kuşak öncesi ve birkaç kuşak sonrasını inceleyecek olursak Hz.Muhamme Hz.Muhammed'in soy ağacı yeterince geriye gidersek Hz. İsmail'e kadar dayanır. Fakat belirgin olarak bulabileceğimiz şekilde, Arap Yarımadası'ndaki birkaç kuşak öncesi ve birkaç kuşak sonrasını inceleyecek olursak Hz.Muhammed'in soy ağacı aşağıdaki şekildedir:

Önceki kuşaklarda Hz.Muhammed'in soy ağacı

Babası: Abdullah; Amcaları: Abu Talip, Gaydak, Hacl, Haris, Kusem, Zubeyr, Hz.Hamza, Hz.Abbas, Dirar, Ebu Leheb, Mukavvim

Dedesi:Abdulmuttalip; Dedesinin kardeşleri: Nadle, Ebu Sayfif Rekika, Esed Fatıma, Halide, Daife, Rukiyye, Hayye Şifa

Dedesinin kabası: Haşim, Onun kardeşleri: Nevfel, Muttalib, Abduşems

Dedesinin kedesi: Abdümenaf, Onun kardeşleri: Abdülluzza, Abdukusay, Abdüddar

Hz. Muhammed'in soy ağacı dedesinin dedesi Abdümenaf'tan sonra Kusay, Kilab, Murre, Ka'b, Lüey, Galib, Kureyş, Malik, Nadr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Ma'ad, Adnan, Hz.İsmail(a.s.), Hz.İbrahim(a.s.) şeklinde devam eder. Yani Hz.Muhammed'in soy ağacı Hz. İbrahim'e dayanır, Peygamber Efendimiz (s.a.v) onun soyundan gelir.
Hz. Muhammedin Soy Ağacı
Sonraki kuşaklarda Hz.Muhammed'in soy ağacı

Çocukları: İbrahim, Kasım, Abdullah, Hz.Fatıma, Rukiye, Zeynep, Ümmü Gülsüm

Torunları: Ümmü Gülsüm, Muhassin, Hz.Hüseyi, Hz.Hasan, Zeyneb (Hz.Fatıma'dan torunları)

Torunlarının çocukları: Zeyd, Rukiye (Ümmü Gülsüm'ün çocukları), Cafer, Abdullah, Sukeyne, Zeynelabidin, Fatıma, Ali (Hz.Hüseyin'in çocukları), Zeyd, Ömer, Abu Bekir, Hasan, Talha, Abdurrahman (Hz. Hasan'ın çoukları), Ali, Ümmü Gülsüm (Zeyneb'in çocukları)

Torunlarının torunları: Hüseyin, Ömer, Muhammed Bakir, Zeyd (Zeynelabidin'in çocukları), Hasan(Zeyd'in çocuğu), Abdullah, Hasan, Muhammed (Hasan'ın çocukları)

Hz. Muhammed'in soy ağacı torununun torunlarından sonra da günümüze kadar genişleyerek devam eder.]]>
Peygamber Efendimizin Sünnetleri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/peygamber-efendimizin-sunnetleri.html Thu, 15 Nov 2018 11:17:06 +0000 Sünnet, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yapmış olduğu hal ve hareketler, söylemiş olduğu sözlerin tümüdür. Sünnet, farz ve vacip değildir. Yani müslümanlar için yapılması sevap olan, yapılmaması günah olmayan davran
Peygamber Efendimizin Sünnetleri
  • Her işe 'besmele' ile başlamak. (besmele: bismillahirrahmanirrahim)
  • Suyu üç yudumda içmek ve her yudumda bir nefes almak. İçtikten sonra elhamdülillah demek. (elhamdülillah: şükretmek, çok şükür)
  • Abdest alırken kıbleye dönmek ve abdest sonrasında üç yudum su içmek. (içilen su zemzem yerine sayılmakta ve şifa vermektedir.)
  • Selamlaşmak, tokalaşmak. Selamlaştığı insana sağ elini uzatmak ve işaret parmağıyla baş parmağı arasındaki boşluğu karşıdaki insanın aynı yerine dokundurmak. (Bu iki parmak arasındaki boşlukta muhabbet damarları bulunmaktadır ve muhabbeti artırır.)
  • Saçları gece yatmadan önce taramak ve ortadan ayırmak.
  • Gece yatmadan önce kesinlikle abdest almak. (Uyku sırasındayken ölüm anında şehit hükmünde sayılmak.)
  • Gece yatmadan önce Felak ve Nas surelerini okumak.
  • Yanında misvak, güzel koku, kesici bir alet, yakıcı bir alet ve tarak taşımak.
  • Tuvalete girerken sol ayakla girmek ve girerken de "ALLAHümme inni euzü bike minerricsil habisi muhbusi mineşşeytanirraciym" demek.
  • Tuvaletten çıkarken sağ ayakla çıkmak ve çıkarken de "Elhamdülillahi anil eza ve afani" demek.
  • Tuvalete tükürmemek, tuvaletteyken konuşmamak, tuvaletteyken bir şey yeyip içmemek ve tuvaletten hızlıca çıkmaya çalışmak.
  • Tuvalete baş kapalı bir biçimde girmek. (İdrardan çıkan asit ilk olarak saç kökü ile temas ettiği için başın açık olması halinde saç dökülmesine sebep olabilir.)
  • Mutfakta herhangi bir kap veya benzeri eşyayı kullanmadan önce mutlaka yıkayarak durulamak.
  • Açıkta bulunan yiyeceklerin üzerini örtmek.
  • Ayakkabılarını giymeden önce ters çevirip silkelemek. (Zira içerisinde pislik varsa dökülür.)
  • Kıyafetleri sağdan giymek ve soldan çıkarmak. (Böyle yapıldığı takdirde kıyafetler eskimez.)
  • Peygamber Efendimizin Sünnetleri
  • Acıkmadan sofraya oturmamak ve doymadan kalkmak.
  • Uykudan kalkıldığında en az 3 kez el ve yüzü yıkamak. Yıkamadan sofraya oturmamak.
  • Akşam karanlık çöktüğünde ilk olarak perdeyi çekmek ve sonra ışığı açmak.
  • Banyo sonrasında çıkmadan önce ayaklara soğuk su dökmek. (Zira kan dolaşımını hızlandırır ve baş ağrısını giderir.)
  • Tabakta hiçbir şey kalmayacak şekilde yemek tabağını sünnetlemek.
  • Her zaman tek sayıyı tercih etmek. (Örneğin bayram ziyaretinizde şeker alırken 1 veya 3 tane almak gibi.)
  • Cuma günleri farz olmasa bile gusül abdesti almak. (Şartlar uygun olmasa dahi en azından saçı yıkamak, güzel koku sürünmek, sadaka vermek, beyaz giyinmek.)
  • Tırnak keserken sırasıyla orta, serçe, baş, yüzük parmağı, işaret parmağı sırasıyla kesilirse görme bozuklukları azalacaktır buyurmuştur.
  • Gece yatmadan önce günlük kıyafetleri çıkararak, katlamak.
  • Yatmadan önce yatağa çarşaf sermek.
  • Konuştuğu kişiye bedenini tam dönerek konuşmak, karşısına almak.
  • Kapıyı 3 kez bekleyerek çalmak. (Buradaki süre 4 rekat namaz vakti süresi kadardır.)
  • Kapıyı çalarken kapının sağında veya solunda beklemek. (Çünkü kapının karşısında durarak ev sahibinden izinsiz olarak içeriyi izlemek haramdır.)
  • Yemeğe tuz ile başlamak. (Bunun sebebi yemeğe tuz ile başlandığında dişler kayganlaşır ve yemeğin dişlere yapışması önlenir. Bu sayede temizlenmesi de daha kolay olur.)
  • Yemeği ayrı tabaklar yerine, ortak tabakta yemek.
  • Yemeği]]> Hayber Savaşı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hayber-savasi.html Fri, 16 Nov 2018 01:05:22 +0000 Hayber savaşı, hicretin 7. Yılında yapılmıştı. Hayber şehri, Şam ve Medine yolu üzerinde Medine’nin 151 km kuzeyinde Yahudilerin ikamet ettiği bir şehirdir. Hz. Peygamber efendimiz Yahudi dilinde Hayber kale anlamına Hayber savaşı, hicretin 7. Yılında yapılmıştı. Hayber şehri, Şam ve Medine yolu üzerinde Medine’nin 151 km kuzeyinde Yahudilerin ikamet ettiği bir şehirdir. Hz. Peygamber efendimiz Yahudi dilinde Hayber kale anlamına gelmektedir. Kalesinin Kamus, Naım, Netah, Sülafım, Sık, Ketibe ve Vatıh adlı 7 tane burcu bulunmaktadır. Aynı zamanda bu şehir çok önemli tahıl ve hurma merkeziydi.

    Peygamber efendimiz, Yahudilerin Mekkeli müşriklerle Medine’ye karşı ittifak kurmalarına ve bazı Yahudi kabilelerinin Mekke’de toplanmasına karşı Hayber’i fethetmek için hazırlıklara başladı. Hz. Muhammed (SAV) bu savaşa daha çok cihada önem verenlerin katılmasını istiyordu. Medine’de Sıba Bin Urfuta’yı bırakarak eşi Ümmü Selemeyi yanına alarak, 200 suvari ve 1400 yaya ile sefere çıktı. Hayber ile Gatafan arasına üst kurdu ve sabaha kadar burada konakladı. Gatafanlıların Hayber’e yardımını kesmek için burada bekliyordu ve bu sayede Hayber’liler Müslümanların gelişinden haber alamadılar.

    Hayber Savaşı

    Hayber’liler sabah kalenin kapısını açtıklarında Peygamberimizin ordusunu kalenin kapısında gördüler. Yahudilerin Cumartesi günü kutsal günleri olduğu için savaş yapmazlardı. Bu savaşta Müslümanların beyaz renkli sancağını Hz. Ali taşıyordu. Hayber’in fethinde Müslümanların sloganı “Ya Mansur, Emıt, Emıt” “Ey Allah’ın galip kıldığı Müslüman asker öldür öldür” idi.

    İlk fethedilen kale Naım kalesiydi. Naım kalesi fethinde Mahmud b. Mesleme şehit edilmişti. Daha sonra kamus kalesi, sırasıyla Vatih, Sülalım, Sık, Netah ve Ketiba kaleleri alındı. Çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Yahudiler bu savaşta 93 kayıp verdiler. Hayber’in ileri gelenlerinden Useyr, Yasır, Emır ve Kınane b. Ebı’l-Hukayk ve kardeşi öldürüldü.

    Bu savaşta Müslümanlar çok esir almışlardı. Yahudilerin ileri gelenlerinden Huyey Ahtab’ın kızı Safiyye’de esirler arasında idi. Peygamber efendimiz esirleri serbest bırakarak Hayber’lileri affetti. Ancak Safiyye geri dönmeyi istemeyerek peygamberimize eş olarak kalmayı kabul etti.

    Bu savaş sonunda hayber’lilerin hayatlarının korunması, çocuklarının serbest bırakılması şartıyla Hayber’den çekilip gitmeyi ve altın ve gümüşlerini, topraklarını ve silahlarını teslim etmeyi kabul ederek Peygamber efendimizle sulh antlaşması yaptılar. Ancak Yahudiler Peygamber efendimize “biz toprak işlemeyi ve hurma yetiştirmeyi biliriz bizi yerimizde bırak” demeleri üzerine Hz. Muhammed (SAV) onların orada kalarak toprakta çalışmalarını kabul etti.

    Yahudiler Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanına kadar antlaşma kurallarına uygun olarak orada kalmaya devam ettiler. Ancak Hz. Ömer zamanında aralarında zinanın çoğalması, Müslümanlara karşı iyi davranmamaları, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a suikast girişiminde bulunmaları ve Müslümanların toprak işlemeyi iyice öğrenmeleri üzerine Yahudiler Hayber’den Şam’a sürüldüler.

    Yahudilerin Hayber’den sürülmesinin bir sebebi de Peygamber efendimizin “Arabistan’da iki dinin bir arada olamayacağına dair” Hadisi Şerif’i olduğu rivayet edilmektedir. Yahudilerin Hayber’den sürülmesinden sonra Hayber toprakları daha önce Peygamberimizin taksim ettiği ashaba ve ailelerine dağıtılmıştır.

    ]]>
    Hz. Muhammedin Doğumu https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-dogumu.html Fri, 16 Nov 2018 01:27:59 +0000 Hz. Muhammed'in Doğumu; O tertemiz bir sulbden, ahlaki meziyetlerle dolu bir soydan, Hz. Amine gibi asalet ve faziletlerle süslü, birkaç nesil yukarıda aynı soy ağacına bağlı, haya ve edep dolu bir hanımla, Abdullah gib Hz. Muhammed'in Doğumu; O tertemiz bir sulbden, ahlaki meziyetlerle dolu bir soydan, Hz. Amine gibi asalet ve faziletlerle süslü, birkaç nesil yukarıda aynı soy ağacına bağlı, haya ve edep dolu bir hanımla, Abdullah gibi fiziki yapısının güzelliği yanında ahlaki değerleri hayatına adapte etmiş, büyük dedesi İsmail gibi yüz deve karşılığı kurban olmaktan kurtulmuş, taht-ı nikahına aldığı Amine ile evlenerek her türlü günahtan korunmuş bir babadan Hicret'ten önce Miladi 570 yılında dünyaya gelmiştir.

    Bunun içindir ki Allah'ın Resulü (s.a.v) ''Hz. İbrahim'i görmek isteyen bu kardeşinin (benim) yüzüme baksın'' buyururlardı. Evet O tıpkı Hz. İbrahim ve dedesi İsmail'e benziyordu. Hz. İsmail susuz-selsiz bir beldeyi nasıl bir tek tekme hayat kaynağı suya (zemzeme) boğmuşsa, O da dünyaya gelir gelmez Peygamberliğinin alametleri ile putpereslerin saraylarını sallamış, Kabe'deki 360 yüzüstü yıkılmış, Sava Gölü kurumuş, Kisra'nın sarayı zelzele geçirmiş, herkes o gecede ne olup bittiğinin şaşkınlığı içerisinde ürperip titremeye başlamıştır. Bütün bu olanlar insanı insanlıktan çıkaran ahlaksızlıkların, yağma ve gaspların yakında ortadan kalkacağını, sahte ilahlar yerine gerçek tanrıya iman ve ibadet edileceğinin işaretini veriyordu.

    O, daha doğar doğmaz elleri yerde, dizleri bükük, başı aşağıda secde halinde doğmuştu. Osman b. Ebi'l As (r.a)'nın annesi: ''Hz. Amine doğum sancıları çektiği sırada ben onun yanında idim. O gece her ne tarafa baksam gündüz gibi aydınlık görüyordum. Yıldızlar üzerimize salkım salkım iniyor ve onların üzerime düşeceğinden korkuyordum'' der. Gerçekten de O, zulmün ve zulmetin getirdiği bütün korku ve dehşeti ortadan kaldırmak için doğmuştu.

    Abdulmuttalib'in kızı Safiyye Hatun da: ''Muhammed (s.a.v)'in doğumu sırasında ben Amine'nin ebesi idim. O doğduğunda evi gün ışığı gibi bir nur kapladı'' der.

    Hz. Muhammedin Doğumu

    Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib de: '' O'nun doğduğu gece ben Kabe-i Muazzama'yı tavaf ediyordum. Gece yarısı geçince, Kabe'nin Makam-ı İbrahim tarafına secde ettiğini gördüm. Allah-u Ekber, Allah-u Ekber diye tekbir sesleri ile, beni müşriklerinden ve cahiliye zamanının kötülüklerinden temizlediler diye bir ses yükseliyordu'' der.

    Allah vaa'dettiği şeyi yerine getirir. O'nun vaadinde dönüş de olmaz. İbrahim Suresi'nde Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: ''Resulüm sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözleri dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.'' Evet, Allah vaadin tamamlayacak. İbrahim'in duasını kabul edecek. Kabe'yi bütün putlardan bir daha oraya dikilmemek kaydı ile bütün dimağ ve gönüllerden silecekti. Çünkü dedesi İbrahim'in sulbünden bir peygamber doğuyor ve doğmuştu.

    Hz. İbrahim de torunu Hz. Muhammed gibi elleriyle yaptıkları putlara tabanlarla mücadele etmişti. O da ülke ülke sürülmüştü. Mücadeleden yorgun düşen İbrahim Kabe'yi bina ettikten sonra Allah'a ellerini açmış ve şöyle dua etmişti:'' Ey Rabbimiz! Onlara içlerinden Sen'in ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları her türlü kötülüklerden temizleyecek bir peygamber gönder.'' '' Ey Rabbimiz! Buraya da (Kabe) emin bir şehir yap.'' '' Ey Rabbimiz' Burayı da emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.''

    Cenab-ı Hakk peygamberlerini gönderirken gerek doğumlarından önce, gerekse doğumlarından sonra onları birtakım mucizeler ve peygamberlik alametleri ile gönderir. Hatamü-l Enbiya (s.a.v) için de bu böyle olmuştur. O doğumundan önce ve sonra mucizeler ile donatılmış olarak gönderildi.

    ]]>
    40 Hadis https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/40-hadis.html Fri, 16 Nov 2018 17:41:41 +0000 40 hadis tabiri literatürde oldukça önemli bir yere sahiptir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) 40 yaşında peygamber olmuş, Musa peygamber 40 yıl çöllerde kalmış, ilk Müslümanların sayısı 40'a ulaşınca ibadete 40 hadis tabiri literatürde oldukça önemli bir yere sahiptir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) 40 yaşında peygamber olmuş, Musa peygamber 40 yıl çöllerde kalmış, ilk Müslümanların sayısı 40'a ulaşınca ibadete başlanmış, zekat miktarı 40 üzerinden verilmekte, evliyalara 40'lar denilmekte, halvette 40 gün beklenmektedir. Hadis peygamberimizin sözleri, fiil ve takdirleri olarak kullanılmış bir tabirdir. Kırk hadis farklı konulara ait olan, kırk hadisi içeren eserlerin ortak adı olarak bilinmektedir. Arapça'da erbaün hadis olarak bilinen, Farsça'da  çihil hadis, Türkçe 'de ise kırk hadis olarak anılan kitap, II. yüzyıl içerisinde ortaya çıkmış. Hadisleri ilk derleyen kişinin Abdullah İbn Mübarek olduğu bilinmektedir. Bu olayın '' Ümmetimin dini işleri ile ilgili kırk hadis derleyen kişiyi, Allah'ı Teala fakihler ve alimler sınıfı arasında diriltir.'' meali ile önemi anlatılmış. Bu geleneği devam ettirmek isteyen, sevap kazanmak isteyenler, bu konuda eserler hazırlamışlardır.

    Alimlerin kırk hadis derleme sebepleri nelerdir  

    • Allah katında fakih olarak yazılma.
    • Kıyamet günü geldiğinde fakih ve alim olarak diriltilip, haşredilme arzusu.
    • Resul'u Ekrem'in şefaatine nail olma arzusu.
    • Cennet kapılarını seçme isteği.
    • Alimler zümresinden olup, şehitler mertebesine ulaşma isteği.

    Alimler cihad, nasihat, inanç gibi konulardaki hadisleri toplayarak, farklı özellikler taşıyan kırk hadisleri oluşturmuşlar. Bir kısım alimlerde, Müslümanlara faydalı olabileceğini düşündükleri kırk ve daha fazla rivayeti bir araya getirmeyi uygun görmüştür. Bu hadisler ahiret günü, itikad, ahlak, zikir, nefis terbiyesi konularında derlenmiş, bazıları da  Kuran'ı Kerim ayetlerinden esinlenilmiştir. Tamamının hazırlanma amacı Müslümanların yararına olduğu için, bunları yaşama uygulamak fayda sağlayacaktır. Alimlerin titizlikle hazırladığı eserlerin en önemlileri arasında Kütüb-i Sitte denilen altı hadis kitabı  bulunaktadır. Müslümanlara öğütlerin bulunduğu eserler, dikkate alınmalı ve uygulanmalıdır. Allah'ın Resülü'nün sözleri, yaptıkları özenle derlenerek oluşturulmuş olan, hadis külliyatı sınıflandırılarak, Müslümanların hizmetine sunulmuş. Peygamberimize ait olmayanlar bunların içerisinden ayıklanmıştır. Peygamberimize ait olan her söz, bizlere rahatlık, kalbimize ferahlık verecektir. Ufkumuzun genişlemesine yardımcı olacaktır. Hadisleri öğrenen kişiler, Sünnet-i Seniyye'den öğrenecekleri her konuyu öğrenmiş olacaklardır. Allah İslam'ın öğrenilmesi için, bu yolun en kısa yol olduğunu müjdelemiştir.

    40 Hadis

    Alimler tarafından derlenen hadisler, açıklamalı olarak sunulmuştur. Bazı alimler tek bir eserle yetinmeyip, daha fazla sayıda kırk hadis kitabı yayınlamıştır. Bunlardan Askalini 11 adet, Yusuf Nebhani 40 adet, son dönem alimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen '' 10 kere 40 hadis'' adlı derlemeler yapmıştır.Hadisleri anlamak, anlatmak, doğru yolda yürüyebilmemiz için son derece önemlidir. Ahlaki değerleri korumak, hadisler sayesinde bereketlenmek,  hadisleri doğru  anlamakla sağlanacaktır. Bizlere 40 hadis eserlerini derleyip, sunan alimlerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

    ]]>
    Hadisler https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hadisler.html Sat, 17 Nov 2018 17:40:50 +0000 Hadisler; Hadis, söz ve haber anlamına gelir. Hadis Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) sözlerini ve hareketlerini anlatan sözler anlamın da kullanılır. Peygamberimizin ahlaki ve beşeri özelliklerinden oluşan sünnetinin Hadisler; Hadis, söz ve haber anlamına gelir. Hadis Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) sözlerini ve hareketlerini anlatan sözler anlamın da kullanılır. Peygamberimizin ahlaki ve beşeri özelliklerinden oluşan sünnetinin söz veya yazı ile ifade edilmiş şeklidir. Bu mana da hadis sünnet ile aynı anlamdadır.

    Dinimizde hadis, Kuran-ı Kerim den sonra ikici kaynak olarak kabul edilir. Yani Kuran-ı Kerim de herhangi bir konu hakkında bilgi bulamıyorsak hadislere başvurabiliriz. Hadislerin gerçekliğin de temel onların Kurana ve mantığa uygun olmasıdır. Hadisler ilk günden beri kayda alınmamış ama insanların hafızalarında kalmıştır. Hadislerin yazıya geçirilmesi Hicret’in 2. Yüzyılından itibaren olmuştur. Bu iki yüzyıllık süreçte insanlar kulaktan kulağa, dilden dille hadisleri aktarmıştır.

    Hadisler

    Peygamber Efendimiz (sav); ” Din nasihattir, samimiyettir” buyurdu. “Kime Ya Rasülallah”diye sorduk. O da” Allah’a, kitabına, peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara” diye cevap verdi. Müslim, İman,95

    Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Buhari, İlm,12. Müslim, Cihad,6

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. Tirmizi, İlm,14

    Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran. Tirmizi, Birr,55

    Hiçbiriniz kendi için istediğini (mümin) kardeşi için de istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz. Buhari, İman, 7; Mümin, İman, 71.

    İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız. Müslim, İman, 93; Tirmizi Sifatu’l Kıyame, 56

    Müslüman insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Tirmizi, İman, 12; Nesai,İman, 8.

    Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye, söyleye Allah katında sıdık (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür, kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye, söyleye Allah katında kezzab (çok yalancı) diye yazılır. Buhari, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

    (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirEmeyeceğin söz verme. Tirmizi, Birr, 58.

    Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır. Tirmizi, Birr, 36

    Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar. Müsli, Birr, 33

    Allahın rızası, anne ve babanızın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne ve babanın öfkesindedir. Tirmizi, Birr, 3.

    ]]>
    Kader İle İlgili Hadisler https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/kader-ile-ilgili-hadisler.html Sat, 17 Nov 2018 20:14:01 +0000 İslamın 5 şartından birisi kadere inanmaktır. Toplum olarak çoğu insan hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine inanılır yani başımıza iyi yada kötü bir olay gelse kaderimiz de yazılıymış ve yaşanacakmış denir. Kader ile il İslamın 5 şartından birisi kadere inanmaktır. Toplum olarak çoğu insan hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine inanılır yani başımıza iyi yada kötü bir olay gelse kaderimiz de yazılıymış ve yaşanacakmış denir. Kader ile ilgili ayet ve hadisler bulunmaktadır. Bunları tek tek yazalım :

     Surûkatubnu Mâlik ibn Cu'şûm geldi ve şöyle sordu:

    – Yâ Rasûlullah!  Bize DİNİMİZİN ASLINI BEYAN ET! Bugünkü amel neyin içindedir Bunun bilgisine nispetle, biz sanki şimdi yaratılmış gibiyiz. Bugünün ameli, kalemlerin yazıp da kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir Yoksa karşılaşacağımız işler içinde midir

    Rasûlullah (sallallâhu aleyhi vesellem):

    – Hayır! Bugün ki iş, yeniden oluşacak işler içinde değildir! Fakat kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirlerin cereyan etmiş olduğu işler içindedir! buyurdu.

    Surâka bu defa sordu:

    – Öyle ise amel ne için

    Kader İle İlgili Hadisler

    Züheyr dedi ki: Bundan sonra Ebu Zübeyr anlamadığım bir şey konuştu; ben ne dedi, diye sordum:

    – "Amel ediniz, çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!." buyurdu.

    İmran İbn Husayn (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:

    Bir kimse tarafından şöyle soruldu:

    – Ya Rasûlullah, cennet ehli ateş ehlinden (ayırtedilip) bilindi mi

    Rasûlullah (salla’llâhu aleyhi vesellem):

    – Evet!

    Yine o zât tarafından:

    – Öyle ise âmel edenler niye böyle çalışıp duruyorlar denildi.

    Rasûlullah (salla’llâhu aleyhi vesellem):

    – Herkes niçin yaratıldı ise, onun yolları kendisine kolaylaştırılmıştır!

    Ebû Hüreyre (radıya’llâhu anh), Rasûlullah (salla’llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:

    – Hakikaten öyle adam vardır ki; uzun zaman cennet ehlinin âmelini işler; sonra onun bu yaptıkları, ateş ehlinin ameli ile son bulup, mühürlenir. Kezâ kişi uzun zaman ateş ehlinin amelini işler; sonra da onun bu ameli cennet ehlinin ameliyle son bulup, mühürlenir!

    İbn Abbas radıyallâhu anh şöyle anlatıyor:

    Ebû Hureyre'nin, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyerek, rivayet ettiği şu hadîstekinden daha küçük, günâha benzer hiçbir şey görmedim!

    Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöye buyurmuştur:

    – Allah âdemoğluna zinâdan nasibini takdir etmiştir! Hiç şüphesiz âdemoğlu takdir edilmiş olan bu âkibete erişecektir

    İmdî göz zinâsı bakmak, dil zinâsı konuşmaktır. Nefis temennî eder ve iştahlanır.

    Tenâsül uzvu ise bu organların hepsinin arzularını ya gerçekleştirir, yahut yalanlar. (Buharî - Tecrid - 2132)

    Ubeyy ibn Kâ’b (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:

    Rasûlullah (salla’llâhu aleyhi vesellem) buyurdu:

    – Hızır’ın öldürmüş olduğu çocuk, KÂFİR OLARAK tabiâtlandırılmıştır! Eğer yaşasaydı, muhakkak ana ve babasını azgınlık, tecavüz ve kâfirlikle sarıp bürüyecekti!

    Mü’minlerin anası Hz. Aişe radıyallâhu anh’a şöyle dedi:

    "Bir küçük çocuk vefat etti. Ben,

    – Ne mutlu ona, o cennet serçelerinden bir serçe, deyiverdim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    – Sen bilmez misin ki, Allah Cenneti yaratmış, cehennemi de yaratmıştır! Sonra şunun için bir ehil yaratmış, bunun için de bir ehil yaratmıştır!"

    ]]>
    Cennet İle İlgili Hadisler https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/cennet-ile-ilgili-hadisler.html Sun, 18 Nov 2018 09:02:47 +0000 Cennet, İslam dininde insanların Allah'a kulluk göstermeleri ve ibadet etmeleri sonucunda kazanacakları mükafattır. Yani İslam dinine göre, iyi işler yaparak çevresindeki diğer insanlara örnek olan, iman edip ibadet eden bireyler, cennet
    Cennet özellikle Kuran'da anlatıldığı ve Peygamber Efendimiz (SAV) ' in söyledikleri kadarıyla, gerçekten de insanoğlunun görebileceği en mükemmel yerdir, ve bir mümin, oraya girdiğinde sonsuza kadar orada kalacaktır. Bu bakımdan cennet insanları cezbetmekte, ve Cennet'e kavuşmak için çalışmaya yöneltmektedir.

    Sadece İslam dininin kutsal kitabı olan Kuran değil, diğer dinlerin kutsal kitaplarında da cennet olgusundan bahsedilmiştir. Dolayısıyla cennet, evrensel bir kavramdır. Hristiyanlık, Müslümanlık,  Musevilik ve daha bir çok dinde Cennet için insanların çaba sarf etmesi gerektiği vurgulanmıştır, ve anlatıldığı kadarıyla da cennet mükemmel bir yerdir. Dolayısıyla insanı bu ödüle kavuşturmak için teşvik etmektedir.

    Özellikle cennet ile ilgili bilgilerin kaynağı sınırlıdır. Çünkü dünyada olmayan, ve yaşayan hiçbir varlığın bilmediği bir yerdir. Dolayısıyla da bu yer hakkındaki bilgi kaynakları, ancak ve ancak ilahi kaynaklardır. Allah, görevlendirdiği peygamberler aracılığıyla yarattığı kullarıyla iletişim kurar, ve onlara Kuran'da yazan birtakım bilgileri açıklar. Dolayısıyla peygamberler ve onların sözleri, Kuranı açıklamada rehber olmuştur.
    Cennet İle İlgili Hadisler
    Yüce Allah, cenneti açıklarken de, peygamber efendimize cennet ile ilgili çeşitli bilgiler vermiş, bu bilgileri insanlara aktararak, eğer ibadetlerini gerektiği ölçüde yerine getirirlerse bu ödüle kavuşacaklarını belirtmiştir. Yani insan iman edip, iyi davranışlarda bulunursa bu ödülün sahibi olacaktır.

    Peygamberimiz zamanından beri Cennet ile ilgili bilgiler her zaman merak konusu olmuştur. Toplumdaki bu merakı doyurmak için de peygamber efendimiz Cennet ile ilgili bir çok hadis söylemiştir. Peygamber Efendimizin söylediği bazı hadisler aşağıdaki gibidir:

    Cennette altından bir direk ve üzerinde zebercedden (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) şehirler vardır ki, onlar cennete yıldızlar gibi ışık verirler… [Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/6]

    Bu hadiste cennetin çok büyük güzelliklerle dolu olduğu vurgulanıyor. Cennete ışık veren maddelerin bile kıymetli taşlar olduğundan bahsediliyor.

    Şüphesiz ki cennette bir çarşı vardır. Fakat orada hiçbir şeyi satın almak ve hiçbir şeyi satmak yoktur. Ancak erkekler ve kadınlar suret ve şekilleri vardır. Binaenaleyh orada hangi kılığı istediğinde ona girecektir.
    [Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/564]

    Bu hadiste de cennette de bir alışveriş ortamının bulunduğu fakat satın almak veya satmak gibi bir gayenin bulunmadığı vurgulanıyor. İnsan siluetlerinin bulunduğu, ve herkesin istediğine göre giyinip yaşayacağı vurgulanıyor.

    … Cennetin meyvesindan koparınca, yerine yenisi biter.
    [Ramuz el-Ehadis-1, s. 98/9]

    Bu Hadis-i Şerif'te ise, cennetin ne kadar güzel ve sınırsız kaynaklara sahip olduğu vurgulanıyor. Yediğiniz her meyvenin yerine hemen yenisinin oluşması sınırsız bir ziyafet kaynağının olduğunu gösteriyor. Bu da cenneti çok daha cazip kılıyor.

    Cennet ehlinin vücudu kılsız, yüzü sakalsız, gözleri sürmelidir, gençlikleri zail olmaz (tükenmez), elbiseleri eskimez.
    [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6]

    Cennete giren kişilerin kılsız, sakalsız, ve gözleri sürmeli olduğu, gençlik çağlarının ise asla tükenmediği ve asla elbislerin eskimediği vurgulanıyor. Özellikle de gençliğin bitmemesi, tüm insanların belki de hayalidir.

    Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın.
    [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/10]

    Bu Hadis-i Şerif'te ise cennetin kaynaklarının çok değerli olduğu vurgulanmak istenmi]]> Hadis Nedir https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hadis-nedir.html Sun, 18 Nov 2018 14:54:03 +0000 Hadis, İslam dininin Peygamberi Hz.  Muhammed (s.a.v) in değişik olaylar karsısında inananları aydınlatmak , hüküm koymak ve Kur’an-ı Kerim’de bulunan ayetleri daha açık bir dille ifade etmek için söylemiş olduğu söz Hadis, İslam dininin Peygamberi Hz.  Muhammed (s.a.v) in değişik olaylar karsısında inananları aydınlatmak , hüküm koymak ve Kur’an-ı Kerim’de bulunan ayetleri daha açık bir dille ifade etmek için söylemiş olduğu sözlerin geneline Nebevi Hadis yada Hadis-i Şerif denir. Peygamber Efendimizin günlük yaşayışı sünnetin tamamını içerir. Hadis-i Şerifler sünnetlerin sözlü ifadeleridir.Yani bir hükmü dile getirmesi Hadis,  uygulanması ise sünnettir.

    Sünnetin kelime manası:

    • Kur’an-ı Kerim de ‘’yaşam tarzı, Allah' u Teala’ nın adeti, değişmeyen kanunu ve yasası’’ demektir.
    • Peygamber Efendimizin Hadisinde ise ‘’uygulama ‘’ manasında kullanılmıştır.

    Müfessirler (Hadis Alimleri) sünnetleri üç kısımda incelemiştir.

    1) Kavli Sünnet: Bunlar Peygamber Efendimizin söylemiş olduğu sözlerdir. Kavli sünneti bizlere sahabiler ben Peygamber Efendimiz’den şöyle işittim şeklinde naklederler.

    Misal;
     Kim benim söylemediğim bir sözü bile bile bana isnat ederek söylerse cehennemde yerine hazırlansın!"
    (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4)

    2) Fiili Sünnet:Peygamber Efendimiz hali ahveli ile yaptığı işlerdir. Bu sünnetler hakkında Allah Rasulu’nun sözlü bir ifade yoktur. Bu durumu bizlere sahabiler ‘’Peygamber Efendimizi şöyle yaparken gördüm’’yada ‘’şöyle idi’’ şeklinde aktarırlar

    Misal; Hz. Aişe şöye nakleder. "Rasulullah (s.a.s.) öylesine oruç tutardı ki biz, daha artık iftar etmez derdik. Bir kere de iftar etti mi biz artık daha oruca niyet etmez derdik" (Buhâri, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179; Muvatta Sıyâm, 56). 

    3)Takrir-i Sünnet: Peygamber Efendimizin olaylar karsısında  ve sahabilerin söylediği sözlere karsı sessiz kalmasıdır.O’nun sessizliği kabulu sayılmıstır.

    Hadis Nedir

    Misal; Hz.Peygamber çocukları mescidde mızrakla harp oynarken gördü ve ses çıkarmadı.

    Peygamber Efendimizin vefatından sonra bazı art niyetli kişiler  Peygamber Efendimiz söylemediği halde bazı Hadisler uydurarak kendilerini Allah Rasulune uyuyormuş gibi gösterdiklerinden zamanın alimleri uydurma ve sahih Hadisleri birbirinden ayırma ihtiyacı duymuştur.

    HADİS İLMİ (Kavli sünnet yani Hadis-i Şerifleri inceleyen bilim dalı )

    Hadis İlmi: Hz. Peygamberle ilgili rivayetleri sened ve metin yönüyle inceleyen, hadisleri değişik biçimleriyle değerlendiren ve bu değerlendirmenin usul ve kaidelerini belirleyen ilim dalıdır.Hadis ilminin amacı bize, Hz. Peygamber’in söz, fiil, hal vasıflarını bildirmektir. İki alt gruptan oluşmaktadır.

      Rivayet’ül Hadis:Peygamber Efendimizin söz, fiil ve takrirlerini konu eder ve bunları bir sonraki nesillere aktarır.Bu rivayetler ; Cami –Sünen – Müsned ve Mu’cem gibi hadis kitaplarının içerisinde toplanmıştır.

      Dirayetü’l Hadis: Hadisin sened ve metninin incelenmesi ile ilgili kuralları tespit eder ve hadisin gerçekten Peygamber Efendimize ait olup olmadığının ölçülerini belirler.Bu ilim dalının diğer bir adı Hadis Usulü dür. 

    DİRAYET HADİS’İNİN BİRİNCİ KONUSU SENED

    1)Sened: sözlüktegüvenilen şey, dayanılan belge anlamındadır.Hadis teriminde ise Hadisi nakleden ravilerin isim zinciridir.Bu anlamıyla sened hadisin Rasulullah’a ait olup olmadığını belirler.Hadisler söylenmeden önce (haddesena) (ahberana) (inne) şeklinde gelir, kısaltma yoluna gidilincede (kale) şeklinde söylenilir. Misal;

    Bize humeyni nakletti. O, bize süfyan nakletti. O, bize Yahya bin Said el-ensari naketti  dedi. O, bize Muhammed bin İbrahim et-Temimi söyledi. O da Alkame bin Vakkas dan el Leysi’ nin Ömer bin el-Hattab’ın mimber de ‘’Rasulullah’ı şöyle işittim ‘’ dediğini duymustur. 

    (Açıklayacak olursak Hadisleri müfessirler kitaplarla muhafaza edene kadar sahabeler (Allah Rasulünü görenler)tabiine – tabiinlerde]]> Hicret Nedir https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hicret-nedir.html Mon, 19 Nov 2018 14:25:15 +0000 Hicret nedir, konusunu açıklamadan önce, arapçada bir yerden başka bir göç etmek anlamına gelen “hicret” kelimesinin anlamını bilmek gerekir. Müslümanlar için çok büyük önem taşıyan bu olay Hz.Muhammed (s.a.v) Hicret nedir, konusunu açıklamadan önce, arapçada bir yerden başka bir göç etmek anlamına gelen “hicret” kelimesinin anlamını bilmek gerekir. Müslümanlar için çok büyük önem taşıyan bu olay Hz.Muhammed (s.a.v) ve kendisini onaylayarak müslüman olan bir kesimin kendilerine yapılan kötü muameleler karşısında 622 yılında Mekke şehrinden Medine şehrine yaptıkları göç olan hicret olayı aynı zamanda İslam tarihinin en önemli olayı olarak tanımlanır. Tam olarak 16 Haziran 622 yılında gerçekleştirilen hicret olayı İslamiyet açısından o denli önemli gelişmelerin başlangıcı olmuştur ki bu tarih Hicri takvimin başlangıcı kabul edilmiştir. Peygamber efendimiz, Mekke’li müşriklerin kendisine karşı durmaları yetmiyormuş gibi peygamber efendimize inanarak yoluna baş koyanlara ellerinden geldiğince kötülük yapmaya başladılar. Bu durumun önüne geçemeyen peygamber efendimiz Medine’dekiler ile (O zamanki adları Yesrib idi) gitmeye karar kılar. Kendisine ilk inanan kişiler arasında yer alan ve daha sonra da halife olacak olan Ömer’in Medine şehrine gitmesini sağlamıştır. Peygamber efendimiz hicret yolculuğuna Ebu Bekir ile çıkmıştır ancak yola çıkmadan Medine halkına ait olan emanetleri Ali’ye bırakmıştır. Bir ifadeye göre efendimiz hicret için şehirden ayrıldığını kimsenin bilmemesi için Ali’yi kendi yatağında yatırmış ve oradan ayrılmıştır. Mekke yakınlarında bir dağdaki mağarada gizlenmiştir. Bunun nedeni kendisini yakalamak isteyen Kureyşlilerin kendilerini takip etmesidir.

    Kur’ân’da Hicret edenler ile ilgili bilgiler :

    Kutsal kitabımız Kur’ân’da hicret eden kişiler için muhacirler tanımlaması kullanılmaktadır ve Allah ;

    Âl-i İmr’an 3 / 195 ayetinde hicret eden kişilerin kötülüklerini örteceği, Tevbe 9 / 100 ayetinde onlardan razı olduğu ve onlar için cennetler hazırladığı, Enfâl 8 / 74 ayetinde onların hakiki müminler olduğu, Tevbe 9 / 20 ayetinde hicret  edenlerin Allah (cc) katındaki derecelerinin büyük olduğu, Bakara 2 / 218 ayetinde hicret edenlerin Allah(cc)’ın rahmetine mazhar olacaklarını buyurmuştur. Neden Kur’ân’da hicrete katılanlara böylesine büyük mükafatlar hazırlanmış olduğu konusunda soru sorulursa eğer cevaben;

    Hicret Nedir

    Hicret edenler İmanlarını muhafaza edebilmek için yurtlarını bırakıp başka bir memlekete gitmişler, Allah(cc) yolunda oldukları için eziyet görmüşler, mallarını ve canlarını ortaya koyup müşrikler ile mücadele etmişler yanıtı verilebilir. Hicret  kavramı Kur’ân’da sadece göç etmek değil Allah(cc)’a ortak koşmak ve putlara tapmak gibi davranışlardan kaçınmak (Müddessir 74 / 5), bir kişinin yanından ayrılmak (Meryem 19 / 46 , Nisâ 4 / 34) anlamında da kullanılmıştır.

    Hicretin ne gibi sonuçları olmuştur

    • İslam’ın yayılması için uygun şartlar ortaya çıkmıştır
    • Göç ederek Mekke’den Medine’ye gelenlere muhacir, Medine’de muhacirleri karşılayarak onları ağırlayanlara Ensar denilmiştir
    • Medine’de mescid-i nebi yapılmıştır
    • Medine’de İslam devletinin temelleri atılmıştır
    • Medine’de yaşayan Yahudiler ile Medine antlaşması yapılmıştır
    • Hicri takvimin başlangıcı sayılmış ve takvim başlamıştır
    • Mekke ile Medine arasında kardeşlik köprüsü kurulmuştur
    • Mekke dönemi bitmiştir hicret ile Medine dönemi başlamıştır

    ]]>
    Medine Sözleşmesi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/medine-sozlesmesi.html Tue, 20 Nov 2018 07:06:13 +0000 Medine sözleşmesi, Hz Muhammed'in Medine'de huzur ve barış ortamını sağlamak için bütün gruplar arasında  622 yılında düzenlenen bir antlaşmadır. Medine İmtiyazı olarak ta anılmaktadır. Bu antlaşma İslam'ı Medine sözleşmesi, Hz Muhammed'in Medine'de huzur ve barış ortamını sağlamak için bütün gruplar arasında  622 yılında düzenlenen bir antlaşmadır. Medine İmtiyazı olarak ta anılmaktadır. Bu antlaşma İslam'ın ilk yazılı anayasası olması itibarıyla önem taşımaktadır. Peygamberimizin dehasını ve büyüklüğünü göstermektedir. Peygamberimiz Allah'ın öğrettiği gibi insanların sorunlarını, değerlerini gözeterek sosyal bir toplum oluşturmuştur. 

    Medine antlaşmasının amacı nedir

    Antlaşma Hz Muhammed, Yahudiler, Müslümanlar, Paganlar ve şehrin ileri gelen aileleri ile kabilelerini içermekteydi. Medine'de bulunan Hazrec ve Evs kabileleri arasında yaşanan iç çatışmalara son vermek için, şehirde yaşayan Yahudi, Müslüman ve Pagan topluluklarını Ümmet adlı tek çatı altında toplayarak, her birine sorumluluk ve payları verilmiştir. Antlaşmanın düzenlenme amacı hangi dine mensup olursa olsun, şehirde bulunan toplulukların özgürce ve huzur içerisinde yaşamasını sağlamaktır.

    Medine sözleşmesinin önemli maddeleri nelerdir

    • Müslüman ve Yahudi topluluklar barış içerisinde yaşayacaklardı.
    • Şehrin dışından gelen saldırılarda, hep birlik olunacak ve şehir savunması birlikte yapılacaktır.
    • Yahudiler dinlerinde serbest olacaktır.
    • İki taraftan birinin, üçüncü bir tarafla olan anlaşmazlığında diğer taraf yanında yer alacaktır.
    • Yahudiler ve Müslümanlar arasında olacak anlaşmazlıklarda, Hz Muhammed hakem olarak kabul edilecektir.
    • Her topluluk kendine ait bölgeden sorumlu olacaktır.
    • Çıkacak bütün anlaşmazlıklar Allah'a ve Resul'üne sunulacaktır. 

    Medine sözleşmesinin içeriğinde bulunan konular nelerdir

    Adalet: Antlaşmanın çoğu maddesi herkese eşit olarak adalet sağlanmasını öngörüyordu. Bu anayasa herkese adalet götürme, adli işlerin idare edilmesi konularında devrim yapmıştır. Adalette yetkiler kişilerden alınarak, merkezi idareye bağlanmıştır. Artık kabileler içinde suçlular cezalandırılmayacak, her şey merkezi idarenin elinde olacaktır. Suçlular ve mağdurlar merkezi idare tarafından değerlendirilecekti. Bütün mümin kişiler suç işleyenlere karşı, merkezi idareye yardım etmekle mükellef kılınmıştır. Yahudilerin topluluğa girme nedeni de, zaten herkesin eşit muamele görmesidir. Artık kabile reislerinin otoritesi alınmış, merkezi idare kişilerde adaletin olduğu duygusunu uyandırmıştır.

    Medine Sözleşmesi

    Suçun şahsiliği: Antlaşmada suçun şahsiliği konusunda vurgular yapılmış, hiçbir günah başkasına yüklenemez denilmiştir.

    Sigorta: Antlaşma savaşta esir düşenlerin, ölüm ya da yaralama hallerinde diyet ödeyebilmek için, sigorta kurumu olmasını öngörmüştür. Artık Müslümanlar kendi aralarında değil, kabileler arasında da, paylaşım kabul edilmiştir. 

    Vatandaşlık ve savunma: Antlaşma din, dil ve ırk gözetmeksizin herkesi eşit bir şekilde vatandaş olarak kabul etmiştir. Savaş durumunda herkesin kendi giderini karşılaması gerektiği kabul edilmiştir.

    Medine şehrinin sınırları: Antlaşmadan önce dağınık bir yerleşimin olması sebebiyle, şehrin sınırları belirlenmiştir. Medine merkezin ve ovasının sınırları bu şekilde belirlenmiştir.

    Din özgürlüğü ve takva: Antlaşma herkese din özgürlüğünü getirmiştir. Yahudilerin kendi dinlerine göre muhakeme edilebilmesinin önü açılmıştır. Bazı maddelerde ise, Allah korkusu ve toplum hayatındaki rolü üzerinde durulmuştur. Takvanın adaletin temeli olduğu konusu üzerinde açık ifadeler konmuştur. Takvanın en üstü kanunlara itaat etmektir, denmiştir. 

    Müslümanlarla ilgili maddeler: Antlaşma Müslümanların birbirlerine yardımcı olmakla mükellef olduğunu ifade etmektedir. Müminlerin kardeşliğine değinilmiş, müminlerin suçluları korumaması gerektiği belirtilmiştir.

    ]]>
    Habeşistan'a Hicret https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/habesistana-hicret.html Tue, 20 Nov 2018 12:32:54 +0000 Habeşistan'a Hicret; müminlerin sayılarının artması ile orantılı olarak müşriklerin eziyetleri de artıyor, işkence çeşitleri de değişiyordu. Hz. Ömer ve Hz. Bekir'in de müracaatları ile Resulullah çareler arama Habeşistan'a Hicret; müminlerin sayılarının artması ile orantılı olarak müşriklerin eziyetleri de artıyor, işkence çeşitleri de değişiyordu. Hz. Ömer ve Hz. Bekir'in de müracaatları ile Resulullah çareler aramaya başladı ve Habeşistan'a hicret kararı alındı. Resulullah tarafından alınan bu karar hiç şüphesiz ki bir ilhamın neticesinde alınmış bir karardı.

    Nahl Suresi'nde Hz. Muhammed tarafından alınan bu kararın yerinde bir karar olduğu ifade edildikten sonra, zulüm neticesinde yurtlarını terk eden Müslümanların huzur bulacakları ve ahirette büyük mükafatlara nail olacakları bildiriliyor ve şöyle deniyordu: '' Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince: Onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Ahiretin mükafatı ise büyüktür, onlar sadece Rablarına tevekkül ederek sabretsinler.'' Bakar Suresi'nde ise: '' And olsun ki, sizi biraz korku ve açlık, mallardan canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. Ey Muhammed! Sabredenleri müjdele, işte Rabbinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Doğru yolu bulanlar da onlardır.''

    Birinci hicrete 11 erkek ve 4 kadın iştirak etmişti. İştirak edenlerin içerisinde Hz. Osman, zevcesi ve Hz. Muhammed'in kızı Rukiyye, Ebu Huzeyfe b. Utbe, Zubeyr İbn-İ Avvam, gibi isimler vardı. Bu göç olayında Hz. Muhammed'in gayesi, Necaşi başta olmak üzere ülkeyi idare edenlerle halkın yayılan İslam'a ve göç eden Müslümanlara karşı tutum ve düşüncelerini kontrol ederek Mekke'ye haber ulaştırmak ve durum müsaitse bir grup Müslümanın daha bu ülkeye göç etme zeminini hazırlamaktı.

    Birinci hicret olayının arkasından Habeşistan'a ikinci hicret vaku bulmuştur. İkinci hicrette 77 erkekle 13 kadın bulunmaktadır. Bunların başında Peygamberimizin amcazadesi ve Hz. Ali'nin kardeşi Cafer de bulunuyordu.

    Habeşistan'a Hicret

    Kafile başkanı olan Hz. Cafer'e, Necaşi'ye verilmek üzere bir mektup teslim edilmişti. Cafer Habeşistan'a ulaşınca Hz. Peygamberin mektubunu Necaşi'ye takdim edecekti. Müşrikler, göç eden ikinci kafileyi duyar duymaz harekete geçerek Necaşi'ye, ülkelerine göçün durdurulması, göç eden Müslümanların Mekke'ye iadesi için büyük hediyelerle Amr b. As Ve Abdullah b. Ebi Rabia'yı Habeşistan'a gönderdiler.

    Heyet Cafer'den önce Habeşistan'a ulaşarak saray mensupları ile görüştü, hediyelerini takdim etti. Görüştükleri ilgililerden Necaşi ile kendilerinin görüştürülerek taleplerinin desteklenmesini istediler. Heyetin görüşme arzusu Necaşi'ye ulaştırıldı ve Necaşi heyeti huzura kabul etti. Müşrik heyetin taleplerini dinleyen Necaşi, heyetin yalan söylediğini anlamış ve çok öfkelenmişti. Şöyle dedi: '' Vallahi yeni mültecilerle görüşüp sizinle yüzleştirmeden sizin isteğinizi kabul etmem.'' Necaşi Cafer'i çağırarak huzura kabul etti ve eski dinlerini neden terk ettiklerini, yeni dinin özellik ve hususiyetlerini, göçlerinin sebebini sordu. Cafer önce her şey için doğru söyleyeceğine yemin etti ve geçmişte dine adına yaptıkları her şeyi anlattı. Yeni dinin özelliklerini ve Hz. Muhammed'in tavsiyelerini, onun hareket ve davranış biçimlerini bir bir izah etmişti. Müşrikler bu işten hiçte memnun olmamıştı. Bunun üzerine Necaşi müşrik heyete homurdansanız da dedi ve Müslümanlara dönerek: '' Vallahi gidin, siz ülkemde emniyettesiniz, size dokunulmayacaktır. Size ilişen zarar görör, sizden birinize kötülük yapmak istemem.'' Müşrik heyete dönerek: '' Vallahi Allah bana krallığımı verdiği zaman benden rüşvet istemedi ki, ben sizin isteğinizi yerine getirmek ve sizi korumak için rüşvet alayım.'' Böylece heyeti huzurundan kovmuş, müşriklerin hediyelerini reddetmiş, Müslümanların da emniyeti hususunda teminatı vermişti.

    Müslümanların Habeşistan'da İslam ahlakı üzere davranışları ve örnek yaşantıları Habeşliler'in kitleler halinde Müslüman olmalarına vesile olmuştur.

    ]]>
    Hz Muhammedin Kabri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-kabri.html Wed, 21 Nov 2018 10:24:42 +0000 Hz. Muhammed'in Kabri; Resul-i Ekrem'in vefatı ile beraber bütün hazırlıklar tamamlandı ve sıra defnine gelmişti. Resullullah nereye ve hangi mezarlığa gömülecekti. Ashab tarafından çeşitli düşünceler ortaya at Hz. Muhammed'in Kabri; Resul-i Ekrem'in vefatı ile beraber bütün hazırlıklar tamamlandı ve sıra defnine gelmişti. Resullullah nereye ve hangi mezarlığa gömülecekti. Ashab tarafından çeşitli düşünceler ortaya atıldı. Bir kısmı, Mekke'ye götürülmesini, diğer bir kısmı Medine'de ve Baki Kabristanı'na, bazıları ise mescidin içine defnedilmesini teklif etti.

    Fakat Hz. Ebu Bekir, "Ben, Resulullah'tan şu sözü işitmiştim ve hala unutmamışımdır: Cenab-ı Hak, her Peygamberin ruhunu, o peygamberin defnolmak istediği yerde kabzeder" Buyurduğunu rivayet ederek vefat ettiği yere gömülmesini söyledi ve Resulullah'ı istirahat döşeğinin bulunduğu yere, Hz. Aişe'nin odasında Hz. Muhammed'in üzerinde vefat ettiği yatağı kaldırarak lahdin kazılması talimatını verdi.

    Hz Muhammedin Kabri

    Bu talimat üzerine Ensar'dan Ebu Talha tarafından kazılan kabr-i şerife Hz. Ali, Fazl, Kusem ve Şükran mübarek cesedi kabre indirmek üzere indiler. Bu arada Evs b. Havla yine Hz. Ali'ye kendisinin de kabre inmesine müsaade etmesi için yalvarmıştı. O da indi. Resulullah'ı defin işi de bu sayede tamamlanmış olmuştu.

    Hz Muhammed'in kabri Medine'de Mescid-i Nebevi'de yer almaktadır. Mescid-i Nebevi'nin içinde Ravza-i Mutahhara'nın hemen yanında Hücre-i Saadet içerisindedir. Mescid-i Nebevi Hicret'ten sonra Medine'de Hz. Muhammed bin Abdullah ve ashabı tarafından inşa edilen bir mesciddir ve Allah'ın Resulü Peygamber Efendimizin kabrini ihtiva eder. Hz. Ebu Bekir ve Ömer'in kabri de Hz. Muhammed ile aynı yerdedir.

    ]]>
    Hz. Muhammedin Annesi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-annesi.html Thu, 22 Nov 2018 10:04:40 +0000 Hz. Muhammed’in Annesi, Hz. Amine, Hatemül-Enbiya Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Annesidir. Babası Vehb b Abdülmenaf Kureyş Kabilesi’nin Beni Zühre koluna, annesi Berre bint Abdüluzza da aynı kabilenin Beni Abdurrar koluna men Hz. Muhammed’in Annesi, Hz. Amine, Hatemül-Enbiya Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Annesidir. Babası Vehb b Abdülmenaf Kureyş Kabilesi’nin Beni Zühre koluna, annesi Berre bint Abdüluzza da aynı kabilenin Beni Abdurrar koluna mensuptur. Babası ve annesi de Mekke’lidir. Hatemül- Enbiya’nın, silsile-i nesebinden Kılıb’da Hz. Amine ile soyu birleşir. Hz. Amine Kureyş nezdinde yalnız haseb ve neseb itibari ile değil, ayrıca zamanında kaynakların nakline göre ahlakı, fiziki yapısı, zekası ve inancı itibari ile de ayrı bir özelliğe sahipti.

    H.z Amine’nin doğum tarihi ile ilgili çok fazla bilgi bulunmamakta, ancak çok genç yaşta evlendiği tahmin edilmektedir. Abdulmuttalib gibi seçkin bir kişinin, ayrıca Mekke’nin hakimi ve reisi olan mümtaz bir kişiliğin en çok sevdiği ve yüz deve fidye mukabilinde kurban olmaktan kurtardığı olduğunu pek tabii ki böyle asalet sahibi ve mümtaz bir şahısla evlendirecekti. Hz. Abdullah’ın seçkin bir aileden oluşu, dikkat çeken fiziki yapısı, davranışları ve hareketlerindeki ahlaki hali, H.z Muhammed2e ait alnında taşıdığı ilahi nur Mekke’nin evlilik çağına ulaşmış tüm kızlarının dikkati çeker ve ona ilan-ı aşk edenler bile olurdu. Bu nedenle Abdulmuttalib onu daha fazla bekletmeden o günlerin adeti gereği yanına alarak H.z Amine2yi babası Vehb2den veya vesayeti altında bulunduğu amcası Vüheyb’den istemişti.

    Hz. Muhammedin Annesi

    Her iki ailenin birbirlerini tanıtıcı konuşmaları sonucunda bu evlilik gerçekleşmiş ve bu iki asil insan hayatlarını birleştirmişlerdi. O günlerde töre gereği Amine ile Abdullah’ın zifafı Vüheyb hanesinde gerçekleşmişti. Dünyayı kaplayan zifri karanlıkları kovacak ve insanlara yeniden insanlıklarını hatırlatarak yeni bir çağ açacak olan Muhammed(s.a.v)  bu izdivaç sonucu dünyaya gelmişti.

    Bu izdivaçtan hamile kalan Hz. Amine, hamileliği süresince hissettiği huzurla karnında taşıdığı çocuğun nasıl bir çocuk olacağını ve istikbalini biliyor gibiydi. Çünkü onun hamilelik süresi hiçte diğer kadınların hamileliğine benzemiyordu. Amine, Hz. Muhammed’in doğumundan kısa bir süre sonra oğlu Abdullah’ın genç yaşta vefatından dolayı büyük üzüntü yaşayan Abdulmuttalib’e teselli olması için bir erkek torun dünyaya getirdiğinin müjdesini vermişti.

    Abdulmuttalib ölen oğlu yerine bir erkek toruna sahip olmanın mutluluğu ile Amine’nin evine koştu ve küçük Muhammed’i sarıp sarmalayarak Kabe’ye götürmüş ve adını’’övülen, çok çok hamd ve sena edilen, şan, şeref sahibi’’ anlamlarını taşıyan ‘’ Muhammed’’ koymuştu.

    Hz. Amine’nin, Hz. Muhammed’i doğurmakla kazandığı mevkii İmam Şerefüddin Ebi Abdillah Muhammed el-Busayri’nin müşerref olan, beşerin anası Havva’ya ve Havva’dan başlayarak kendi anasına varıncaya kadar bütün analara verdiği şeref yüzünden Amine’ye ne mutlu! Havva ilk ana Amine son ana idi. Havva Resul-i Kibriya’yı dünyaya taşıyan ilk kadındı. Çünkü Muhammed’in nübüvvet nuru, evvela Adem’in alnında tecelli kıldı ve Adem’den Havva’ya intikal etti. Sonra bu nur intikal ede ede Amine’ye geçti. Amine’den müstakil bir varlık olarak dünyaya geldi. Amine aslında bu müstakil varlığı taşıyan bir vasıta değil, onu doğrudan doğruya hayat alemine kavuşturan bir ana. Havva kim bilir peygamberimize hamile kalmayı ne kadar istemişti. Lakin bu şeref Amine’ye vaat edilmişti. Havva anamız bir başlangıçsa, Amine Anamız bir sonuç.

    Hz. Amine doğumundan sonra Hz. Muhammed’i bir müddet yanında tuttu. Daha sonra o günlerin töresi ve daha sıhhatli büyümesi için süt annesi Hz. Halime’ye vererek dört yaşına ondan ayrı kaldı. Belazuri’nin ifadesine göre Hz. Muhammed’de görülen insanüstü hallerden dolayı Hz. Halime Muhammed’i annesine teslim etti ve altı yaşına kadar büyüttüğü Muhammed’i, yanındaki Ümmü Eymen adındaki hizmetlisi ile birlikte Medine’ye götürmüştü. Bu ziyaretten amacı Abdulmuttalib’in annesi dolayısı ile ailenin dayıları sayılan Beni Neccar mensuplarını ve kocası Abdulla]]> Tebük Seferi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/tebuk-seferi.html Fri, 23 Nov 2018 00:13:04 +0000 Tebük seferi, islamiyete siyasi ve askeri anlamda zafer kazandırmıştır. 630 yılının Ekim ayında Hz.Muhammed (s.a.v)’nin 30.000 kişilik bir İslam ordusu toplayarak Tebük’te kendilerinden daha kalabalık olan Bizans ordusuna Tebük seferi, islamiyete siyasi ve askeri anlamda zafer kazandırmıştır. 630 yılının Ekim ayında Hz.Muhammed (s.a.v)’nin 30.000 kişilik bir İslam ordusu toplayarak Tebük’te kendilerinden daha kalabalık olan Bizans ordusuna karşı düzenlenen hücum seferidir. Tebük seferi normalde gerçekleşen Arap-Bizans mücadelelerinden farklı olarak gerçekleşmiştir. Sefer muharebe gerçekleşmeden sonuçlanmıştır.  Hicretin 9. Yılına denk gelen seferde 40.000 dolayında askerden oluşan Bizans ordusuna karşı 30.000 askerden oluşan İslam ordusunun toplanmıştır. Tebük seferi’nin ismi Tebük yerinden gelmektedir. Bu yer Arap yarımadasının kuzey tarafında yer almaktadır. Bu bölgede su ve hurmalıklar bolca bulunur.  Tebük seferinde muharebe gerçekleşmemiştir ama o zamana kadarki en büyük İslam ordusu toplanmıştır.

    Tebük seferinin nedeni :

    Seferin nedeni Suriye’de bulunan Hristiyanların Bizans imparatoru Heraklius’a yazdıkları mektuptur. Mektupta Hz. Muhammed (s.a.v)’nin öldüğü ve İslam coğrafyasında kıtlık meydana geldiği, bu nedene bağlı olarak da Müslümanların zor durumda oldukları bildirilmiş eğer zor durumdaki Müslümanların üzerine sefer düzenlenirse onları kendi dinlerine katabileceklerini belirtmişlerdir (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VI 191).

     Bunun üzerine Tebük seferi düzenlemeyi planlayan Bizans imparatoru 40.000 askerden meydana gelen büyük bir ordu hazırlatmıştır. Tebük seferine çıkacak olan ordu Kubad’ın komutasında bölgeye doğru ilerlemeye başlamıştır. Medine'ye ulaşan bir habere göre bazı Arap kabileleri de Bizans ordusuna destek vereceklerdi. Bizans ordusuna destek verecekleri yönünde haberler çıkan kabilelerin isimleri şöyledir;

    Tebük Seferi

    Cüzam, Lahm, Gassan ve Âmile.  Bu haberler üzerine zaten güney sınır güvenliği konusunda endişeli olan Hz. Muhammed(s.a.v) sefer haberini alınca genel bir seferberlik ilan etmiştir. Tebük seferine gidecek olan Müslüman ordusunun işi epey zordu çünkü karşılaşacakları düşman güçlü idi aynı zamanda seferin düzenleneceği Tebük uzak, hava şartları da sıcak ve kurak idi. Yani her açıdan Tebük seferi İslam ordusu için zorlu olacaktı. Genel seferberlik sonrasında toplanacak olan İslam ordusunun bu zorluklar göz önünde bulundurularak hazırlanması emredildi. Mekke’de bulunan diğer Arap kabilelerinden Tebük seferine katılacak asker toplamak için görevliler çıkarılmıştı. Tebük seferi hem düşmanın güçlü bir ordu olması hemde sıcaklık, kuraklık ve mesafenin fazla olması nedenleri yüzünden oldukça zorlu bir hal almıştı. Bu nedenden dolayı Kur’an-ı Kerim’de Tebük seferi zamanına güçlük zamanı anlamına gelen  “Sâatü’l usre” denilmiştir. Tebük seferine yine Kur’an dilinden gelen ve zorluk gazası manasına gelen “Ceyşü’l-usre”, Tebük seferine katılacak orduya da güçlük ordusu anlamında “Ceyşü’l usre” adı verilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) Tebük seferi için hazırlık yapılmasını emrettiği zamanın ürünlerin hasat zamanı olması, havaların çok sıcak olması nedeniyle insanların böylesi şartlarda sefere çıkmak için isteksiz davranmaları dikkat çekiyordu. Bu nedenle  Allah’u Teala müminleri uyaran Tevbe sûresinin 9. Ayetini göndermiştir. Gönderilen Tevbe 9/38 nolu ayet Tebük seferi için isteksiz davranışlarda bulunanlara uyarı niteliğindedir. 

    Tebük seferi için sahabenin yardımları konusu :

    Tebük seferinin yapılacağı zaman hem mevsimsel hava şartlarının zorluğu, hem tarımsal faaliyetlerin yapılması gereken bir zaman olması hemde müslümanların içinde bulundukları maddi sıkıntılar Tebük seferinde güçlü bir düşman ordusunu karşılamayı daha da zorlu bir hale getirmekteydi. Peygamber efendimizin sahabelerinden maddi durumu zayıf olanlar da dahil olmak üzere sefere çıkacak orduyu hazırlamak için her türlü yardımı yapıyorlardı. Sadece erkek sahabeler değil, kadınlar da Tebük seferine gidecek olan ordu için yüzüklerini, bileziklerini ve işe yarayacak ziynet eşyalarını harcanm]]> Hz Muhammedin Doğduğu Çevre https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-dogdugu-cevre.html Fri, 23 Nov 2018 20:00:29 +0000 Hz. Muhammed'in Doğduğu Çevre, Peygamber Efendimiz Arabistan Yarımadası'ndaki Mekke şehrinde doğmuştur. Arabistan, Asya ve Afrika kıtalarının birleştiği yerde, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır. Yer Hz. Muhammed'in Doğduğu Çevre, Peygamber Efendimiz Arabistan Yarımadası'ndaki Mekke şehrinde doğmuştur. Arabistan, Asya ve Afrika kıtalarının birleştiği yerde, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır. Yer şekilleri vadiler, dağlar, geniş çöller ve vahalardan oluşur. Arabistan'da coğrafi şartlar ve iklim özellikleri sebebiyle yaşam oldukça zordur.

    Arap Yarımadası kurak bir iklime sahiptir. Yarımadaların genelinde yazlar çok sıcak ve yağışsız geçer. Bu nedenle yarımadada kurak iklime karşı dayanıklı bitkiler yetişir. Akarsu yataklarında genellikle su bulunmaz.

    Arabistan'da İslam duyulmadan önce birçok devlet kurulmuştur, bu devletlerin hepsi de Arap kabilelerinin kurduğu devletler idi. Aynı zamanda yerleşik hayata geçmeyen, mevsim ve iklim koşullarına göre yer değiştiren göçebe kabilelerde mevcuttu. Güç şartlarda hayatlarını devam ettirmek ancak kabile içindeki yardımlaşma sayesinde mümkün oluyordu. Kabilelerde birlik, genellikle kan bağına dayanıyordu. İçlerinden birinin maruz kaldığı saldırı kabileye yapılmış kabul ediliyor, kabilenin haklılığına ya da haksızlığına aldırmadan intikam peşinde koşuluyordu. Kabileler arasında gerçekleşen savaşların birçoğu bu yüzden gerçekleşmişti.

    Yarımadanın çoğunluğunu Araplar kaplıyordu. Ayrıca Arabistan'a farklı zamanlarda gelerek yerleşen bazı Yahudi kabilelerde bulunuyordu. Bu iki grup haricinde esir ve köle olarak getirilen türlü milletlerden insanlarda mevcuttu.

    Hz Muhammedin Doğduğu Çevre

    Ticaret Yarımadanın en önemli geçim kaynağıydı. Birçok yere kervanlar gidip gelirdi. Şam-Yemen ticaret yolu o bölgenin en çok işleyen ticaret yoluydu. Peygamberimizin doğduğu Mekke şehri de bu yol üzerinde yer alıyordu.

    Yarımadanın en önemli merkezinden biri olan Mekke, haccın ve ticaretin simgesiydi. Yarımadanın her tarafından insanlar Hac için Mekke'ye gelerek Kabe'yi tavaf ediyorlar, inandıkları putları ziyarette bulunuyorlardı. Hz. İbrahim'den itibaren Arabistan'da tek ilah inancı vardı. Fakat zaman geçtikçe Allah'a yakınlaşmak amacı ile yaptıkları putlara tapmaya başladılar. Her şeyi putlardan istiyor, onlara kurbanlar kesip dualar ediyorlardı. Bu sayede İlahi dinden tamamen uzaklaşmış, yanlış yollara sapmışlardı. Ahirete inanmıyorlar, bu yolda hiçbir kötülüğü yapmaktan kaçınmıyorlardı. Kız çocukları diri diri toprağa gömüyorlar, güçlü insanlar zayıf insanları eziyor, akrabalık ve komşuluk haklarını gözetmiyorlardı. Kumar oynuyor, içki içiyorlardı. Kadınlara kötü davranıyorlar, zorla başkalarının mallarına el koyuyorlardı. İnsanları kaçırarak esir olarak satıyorlar, sürekli savaş halinde olarak kan döküyorlardı.

    Mekke ayrıca bir panayır merkeziydi. Mekke'de yılın farklı zamanlarında panayırlar düzenlenirdi. İnsanlar Yarımadanın dört bir tarafından bu panayırlara gelir, burada alış veriş yapar, şiir yarışmaları düzenleyerek hünerlerini gösterirlerdi. Beğenilen şiir Kabe'nin duvarına asılırdı. O dönemlerde okuma yazma bilen kişilerin sayısı oldukça azdı.

    Arabistan'da sayıları az da olsa, Hz. İbrahim'in dinine göre yaşayan inşalarda vardı. Hanif adı verilen bu insanlar Allah'a inanıyor, putlara tapmıyor, yalnız Allah'a ibadet ederek ve kötülüklerden uzak durarak yaşamaya çalışıyorlardı.

    ]]>
    Hz. Muhammedin Amcaları https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-amcalari.html Sat, 24 Nov 2018 15:55:24 +0000 Hz. Muhmmed’in amcaları hakkında bilgi verebilmek için efendimizin hakkında  bazı ailevi bilgilerin verilmesi gerekir. Peygamber efendimizin babasının on erkek kardeşi bulunduğu belirtilmiştir ve 9 Amcası vardır, Amcaların Hz. Muhmmed’in amcaları hakkında bilgi verebilmek için efendimizin hakkında  bazı ailevi bilgilerin verilmesi gerekir. Peygamber efendimizin babasının on erkek kardeşi bulunduğu belirtilmiştir ve 9 Amcası vardır, Amcalarının isimleri şöyledir;

    • Haris, 
    • Zübeyr, 
    • Ebu Leheb, 
    • Kusem, 
    • Ebu Talib, 
    • Dırar, 
    • Hacl, 
    • Hz. Abbas 
    • Hz. Hamza

    Hz. Muhmmed’in amcaları  Huzaalılardan Kâbe emanetlerini idaresine alıp kabilesinin saygın bir konuma sahip olmasını sağlayan Kusay Bin Kilab’ın torunlarıdır. Kusay Bin Kilab’ın kabilesine toplamak ve birleştirmek anlamına gelen “Kureyş” adı verilmiştir. Kusay bin Kilab efendimizin 5. Kuşaktan dedesi olmanın yanısıra Arap yarım adasında ilk meclis kurulmasını sağlayan kişidir. Hz. Muhmmed’in amcaları konusunu daha iyi incelemek için efendimizin dedesinin babası olan Haşim konusuna bakılmalıdır. Haşim, yaz mevsiminde Mekke’den Şam’a kış mevsiminde ise Mekke’den Yemen’e ticaret seferleri düzenleyen ilk kişidir. Hz. Muhmmed’in amcalarının da dedesi sayılan Haşim, Bizans imparatoru ile anlaşma sağlayıp Kureyş kabilesinden olan tacirlerin Bizans topraklarında ticari vergilerden muaf olmasını da sağlamıştır. Görüldüğü gibi efendimiz Hz. Muhmmed’in gelmiş olduğu ailede yer alan kişiler sıradan kişiler değillerdir. Kabilenim ileri gelen saygın kişilerinden olmuşlardır. Hz. Muhmmed’in (s.a.v) dedesi olan Abdülmuttalib uzun boya sahip sarışın idi. Aynı zamanda sevimli bir sakalı da vardı. Efendimiz (s.a.v)’nin babaannesinin adı Fatıma’dır. Anneannesinin adı da Berre’dir. Hz. Muhmmed’in amcaları vardı ama dayısı yoktu başka bir deyişle Hz. Muhmmed’in  annesinin erkek kardeşleri yoktu. Ancak efendimizin  Ferîda va Fahita adlarında iki teyzesi vardı ama ikisi de Hz. Muhmmed’in peygamberliği gelmeden önce vefat etmişlerdir. Hz. Muhmmed’in amcalarından başka bireyi olduğu ailenin diğer üyeleri konusunda da bilgiler verilebilir. Bu bilgiler Hz. Muhmmed’in hakkında daha geniş bilgiler edinmeyi sağlar. Efendimizin dedesi olan Abdülmuttalib’in diğer çocuklarının isimleri şöyledir;

    Hz. Muhammedin Amcaları

    Oğulları Esed, Ebû Sayfî, kızları Şifâ, Hâlide, Zaife,Hayye ve Rukayye. Efendimizin dedesi Abdülmüttalib’in on oğlu ve altı kızı olmak üzere toplam 16 çocuğu vardır ama bu çocukların hepsi bir anneden değildir. Bu nedenle ayrı ayrı belirtmek gerekmektedir. Efendimizin altı halası bulunmakta idi. Bu kişilerin isimleri Beyzâ, Berra, Atike, Safiyye, Ümeyme ve Erva’dır. Hz. Muhmmed’in halalarından Erva, Safiyye ve Atike efendimize peygamberlik geldiği zaman kendisine inanıp iman etmişlerdir. Hz. Muhmmed’in amcalarından olan Ebu Leheb kendisine peygamberlik geldikten sonra kendisine inanıp iman etmemiştir. Ebu Leheb’in iman edip müslüman olanlara çok büyük kötülükleri dokunmuştur. Bu kısa ama önemli bilgi efendimizin tüm aile efradının iman etmediğini göstermektedir.

    ]]>
    Hz. Muhammed'in Mucizeleri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-mucizeleri.html Sat, 24 Nov 2018 22:37:39 +0000 Alemlerin efendisi, Hz. Peygamberimiz Aleyhis Selatü Vesselama salat ve selam olsun. Cenabı Hak'kın "Sen olmasaydın ben bu alemleri yaratmazdım" dediği iki cihan güneşi peygamber efendimizin birbirinden güzel ve olağanüstü mücizele Alemlerin efendisi, Hz. Peygamberimiz Aleyhis Selatü Vesselama salat ve selam olsun. Cenabı Hak'kın "Sen olmasaydın ben bu alemleri yaratmazdım" dediği iki cihan güneşi peygamber efendimizin birbirinden güzel ve olağanüstü mücizeleri bulunmaktadır. Daha doğmadan Hz. Şuayb'ın Suhufunda, İncil ve Tevratta başladı aslında mucizeler. Hz. Şuaybın Suhufunda ve tevratta Muhammed diye geçer efendimizin ismi. İncilde ise Ahmet diye geçer. Efendimizin doğduğu gece dünyanın birçok yerinde muciler meydana geliyordu. Mecusilerin bin yıldır yanan ateşi sönüyor. İran hükümdarının görkemli sarayının sütunları yıkılıyor, Mekkede bulunan putların hepsi yüzüstü yatıyor ve sema gölü kuruyordu. Adeta dünya efendimizi karşılamaya hazırlanıyordu. Onun getirdiklerine aykırı ne varsa ya yıkılıyor, ya da sarsılıyordu. 

    Peygamberlik gelmeden bazı mucizeler oluyordu. Peygamberimizin olduğu bir kervanı bulutun koruması bir mucizedir. Ayrıca efendimiz çobanlık yaparken, Mekke’de olan panayır ve eğlencelere ne zaman katılmak istese, Allahü Teâlâ ona bir uyku vererek katılmasına engel olurdu.

    Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam 40 yaşına geldiğinde artık peygamberlik gelmişti. Dünya artık bambaşka bir dünya idi. Mekke bambaşka bir şehirdi. Müşrikler o zamana kadar çok sevdikleri Hz. Muhammed'ten artık yavaş yavaş nefret etmeye başlıyorlardı. Efendimize inanmıyor ve onu, atalarının dinini yok etmeye çalışmakla suçluyorlardı. Peygamber efendimiz ne kadar anlatmış ise de inanmadılar. Kendisinden mucize göstermesini istediler. Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, peygamberimizin en büyük mucizesi Kur'anı Kerimdir. Bindörtyüz yıl öncesinde bildirilenler hala günümüze ışık tutmaktadır. O zaman da bildirilenler günümüzde bilim adamları tarafından tek tek doğrulanmaktadır.

    Hz. Muhammed'in Mucizeleri

    Daha birçok mucizesi vardır efendimizin.

    Miraç Hadisesi; Peygamberimizin en büyük mucizesidir. Bir gece yatağından kalkarak Mescidi Harama geldi. Cebrail Aleyhisselam refakatinde Burak'a binerek Mescidi Aksaya gelmişti. Orada onu bütün peygamberler karşılıyordu. Mescidi Aksa'da diğer peygamberlere iki rekât namaz kıldıran efendimiz, arşa yükseliyor, sevgilisine kavuşacağı anı sabırsızlıkla bekliyordu. Efendimiz Beyt'ül Maktise varınca orada bir kayadan göğe yükseltiliyordu. Miraç yolunda mucize sayılabilecek birçok olay cereyan ediyordu. Her bir katında biriyle karşılaşıyor. Sayısız melekler görüyor ve cennet ile cehennemin durumları ona gösteriliyordu. O mübarek gecede biz inananlara müthiş hediyeler getiriliyordu. efendimiz tarafından. Bunların en büyüğü beş vakit namazdır. Beş vakit namaz bu gece farz kılındı. Sonra Allaha şirk koşmayan herkesin sonunda affedileceği müjdeleniyordu. Bu ne güzel bir haberdi. Daha sonra bakara süresinin son iki ayeti bu gece nazil oluyordu.

    Ayın İkiye Bölünmesi; Müşrikler Efendimize bir gün madem peygambersin ayı ikiye böl dediler. Efendimizde şahadet parmağı ile aya işaret etti ve ay ikiye ayrıldı. Bir yarısı müşriklerin istediği gibi Ebu Kubeys dağının üzerinde, diğer yarısı ise, Kuaykıan dağı üzerinde görünüyordu. Bu mucize karşısında müşrikler yine inanmadılar.

    Parmakları arasından su çıkarması; Peygamber efendimiz bazı yolculuklarda susuz kalındığı zaman elini bir kaptaki suya sokunca parmakları arasından su fışkırırdı. Bütün sahabeler ve hayvanlar bu sudan kana kana içerlerdi.     Ölen bir kızı diriltmesi; Peygamberimiz komşusunun ölen kızını dirilterek, onun konuşmasını sağlamıştı.

    Koyunun beni yeme ya Rasulullah demesi; Hayberde peygamberimizin önüne zehirli koyun kebabı konulmuş, fakat koyun peygamberimize "beni yeme Ya Rasulullah" diyerek uyarmıştı.

    Hurma Kütüğünün Ağlaması; Peygamberimiz Mescidi Nebevi'ye minber yapılınca daha önce oturduğu hurma kütüğü kendisine oturmayı bıraktığı için ağlamıştı. Peygamberimiz ona sarılınca hurma kü]]> Hudeybiye Antlaşması https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hudeybiye-antlasmasi.html Sun, 25 Nov 2018 04:57:31 +0000 Hudeybiye Antlaşması, 628 yılında(hicretin 6. ayı)Peygamber Efendimiz ve Ashabının umre ziyareti yapmak için Medine'den Hudeybi'ye hareket etmesi sonucu, Kureyşlilerin Müslümanları Mekke'ye almama kararı ile sağlanan Hudeybiye Antlaşması, 628 yılında(hicretin 6. ayı)Peygamber Efendimiz ve Ashabının umre ziyareti yapmak için Medine'den Hudeybi'ye hareket etmesi sonucu, Kureyşlilerin Müslümanları Mekke'ye almama kararı ile sağlanan ve Müslümanların aleyhine kurallar içeren bir antlaşmadır.

    Mekke'nin müşrikleri, Medine'yi gasp etmek, Peygamber Efendi'mizi öldürmek ve Müslümanlığı yok etmek adına bin bir türlü çareye başvurmuş, bütün imkanlarını zorlamış, ancak başarılı olamamışlardır. Müslümanlık günden güne yayılarak, sayıca oldukça artmıştır. Fakat henüz Medine dışında bulunan topluluklar Müslümanlığı tam olarak tanıyamamıştır. Kabe'nin yakınında bulunan Kureyş Kabilesi, Hz. Muhammed'i kendi içlerinden çıkmasına rağmen benimsememiş, bulunduğu topraklardan çıkarmışlardır. Bu nedenle Müslümanlığı Medine'nin dışına yaymak, kabilelere kabullendirmek için Mekkeliler ile bir antlaşma yapılması gerekiyordu. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mekkeliler ile antlaşma yaparak, Müslümanlığı diğer bütün gruplara tanıtmayı arzuluyordu. Ayrıca Mekke'den ayrılmak zorunda kalan Müslümanlar, ayrılmak zorunda bırakıldıkları topraklarına karşı özlem içerisindeydi. Her zaman dua ve namazlarında yöneldikleri Kabe'yi 6 yıldır ziyaret edemiyorlar ve özlemini çekiyorlardı. Kabe'yi görmek ve ziyaret etmek tüm Müslümanların içinde büyük bir özlem haline gelmişti.

    Hicretin 6. yılında Peygamber Efendi'miz rüyasında Kabe'yi ziyaret ettiğini görmüş ve çok kısa zaman sonra Müslümanlar ile birlikte Mekke'ye Kabe'yi ziyarete gideceklerini ashabına bildirmiş ve hazırlıklara başlanmıştı. Ancak o aylarda savaş yapılması yasaktı. Müslümanların tek gayesi savaş olmadan Kabe'yi ziyaret edebilmekti. Peygamber Efendimiz Mekkelileri ürkütmemek için ashabının silahlanmasına müsaade etmemiş, yalnızca birer tane kılıç almalarını istemişti. Hac ziyareti için Mekke'ye gidecek düşman toplulukları ile yolda karşı karşıya kalmamak için, ziyaretini Kabe ziyareti zamanından önce yapmaya karar vermişti. Yanlarına 70 tane deve alarak, umre ziyareti için ihrama girmişler, yolda herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamak için 20 kadar Müslümanı öncü olarak tayin etmiş ve önden göndermişlerdi.

    Mekkeliler Peygamber Efendi'mizin Kabe'yi ziyaret için yola çıktığının haberini almış ve paniğe kapılmıştı. Müslümanları Kabe'ye almamak için kararlılardı. İçlerinden öncü seçerek 200 kadar kişiyi aracı olarak Peygamber Efendi'mize kendilerini Mekke'ye almayacaklarını bildirmek için göndermişlerdi. Ancak Peygamber Efendi'miz bu kararı aracıları sayesinde öğrenmiş Kabe'ye gidiş yolunu değiştirerek Hudeybiye'ye sağ salim ulaşmışlardı.

    Hudeybiye Antlaşması

    Bu arada bir elçi, Peygamber Efendi'mize Kureyş'lilerin Müslümanları Mekke'ye almayacağını ve savaş için hazırlık yaptıklarını bildirmişti. Fakat Peygamber'imizin amacı kesinlikle savaş yapmak değildi, Kabe'yi ziyaret etmekti. Kureyş'liler ile görüşebilmek için, Hz Osman'ı önden Mekke'ye göndermişti. Hz. Osman Kureyş'in ileri gelenleri ile görüşmüş, niyetlerinin savaş değil, sadece Kabe'yi ziyaret etmek olduğunu bildirmişti. Ancak Mekkeliler Bu isteği kabul etmeyerek Hz Osman'a istersen Kabe'yi sen ziyaret edebilirsin demişlerdi, Hz Osman bu teklifi kabul etmedi. Hz Osman'ın bu teklife karşı çıkması Mekkelileri öfkelendirdi, Mekkeliler Hz. Osman'ı takibe alarak Onun Mekke'den ayrılmasına izin vermemişti.

    Hz Osman'ın geri dönmemesi Müslümanları telaşlandırdı ve öldürüleceğine dair söylentiler çıkmıştı. Peygamber Efendi'miz Her olasılığa karşı tedbirlerini almıştı. Müslüman kardeşlerinden Allah için yapacakları savaşta, canlarını feda etmekten kaçınmayacaklarına dair söz vermeleri için yanına çağırdı. Hudeybiye'de tüm Müslümanlar Peygamberimize Allah için sonuna kadar savaşacaklarına dair söz verdiler. Mekkeliler Müslümanların birbirine kenetlendiğini görünce Hz Osman'ı serbest bıraktı ve Peygamber Efendi'mize barış yapmak için aracılar gönderdi.

    Uzun bir tartışmadan sonra Hudeybiye Antlaş]]> Hz. Muhammedin Mekke Dönemi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz.-muhammedin-mekke-donemi.html Sun, 25 Nov 2018 20:30:23 +0000 Hz.Muhammed(s.a.v) 'in Mekke Dönemi; dünyaya gelişinden Medine'ye hicret etmesine kadar geçen süreye verilen isimdir. Bu süre içinde bebeklik, çocukluk ve gençlik dönemlerini yaşamış, cahiliye uygulamalarına yakından şahit olmuş, bu

    Hz.Muhammedin Mekke Dönemi genelde onun hayatının dönüm noktalarından oluşur. Bu dönemde Mekke'nin, Arap Yarımadasının ve dünyanın yapısını değiştirecek çok gelişme yaşanmamıştır. Bu dönemde meydana gelen olayları kronolojik olarak sıralarsak şu şekilde gelişmişlerdir:
    • 570 yılında Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) dünyaya gelmiştir. Doğumunda peygamberliğini işaret edercesine bazı garip olaylar yaşanmıştır. Doğumundan sonra Hz.Halime validemize sütannesi olması için teslim edilmiştir. Böylece Hz.Muhammedin Mekke dönemi olarak nitelendirilen dönem başlamıştır.
    • Süt annesinin yanında yaklaşık 5 yıl geçirdikten sonra 575 yılında öz annesinin yanına geldi.
    • 576 yılında annesi Amine Hatun'un vefat etmesi üzerine dedesi Abdulmüttalip onu himayesine aldı.
    • 578 dedesi Abdulmüttalipin de vefat etmesi üzerine amcası Ebu Talipin yanında kalmaya başladı.
    • Yıllar boyunca amcasıyla beraber Şam dahil olmak üzere birçok bölgeye giden kervanlarda çalıştı. 595 yılında ise iş sırasında tanıştığı Hz.Hatice ile evlendi. 25 yıl süren bu evlilikten Kasım, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah dünyaya geldi. Eşinin vefatından sonra kölesi olan Hz.Zeyd'i de azad ederek evlatlığı olarak kabul etti.
    • 610 yılının Ramazan ayında yine Hira Dağında inzivaya çekilmişken kendisine Cebrail tarafından ilk vahiy iletildi. Bu yıl peygamberlik görevi tam olarak başlamış oldu. Hz.Muhammedin Mekke dönemi boyunca insanlara İslamın tebliğ edilmesi ve İslama açık bir şekilde davet edilmesi için çalışmalar devam etti.
    • 615 yılında yaklaşık 12 kişilik bir Müslüman grup Habeşistan'a ilk hicreti gerçekleştirdi. 616 yılında da yaklaşık doksan kişilik bir grup Habeşistana hicret etti.
    • 622 yılında ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve diğer Müslümanlar topluca Medineye hicret ettiler ve Hz. Muhammedin Mekke dönemi bu şekilde sona ermiş oldu.
    Bu süre boyunca Peygamber Efendimiz ve ona ilk inananlar akıl almaz zorluk ve işkencelerle karşılaşmışlar; İslamiyeti yaymak ve yaşatmak için insanüstü çaba sergilemişlerdir. 583'te yaptığı bir Şam yolculuğu sırasında rahip Bahira onu gördü ve peygamberlik kehanetleri gösterdiğini, onun bir gün peygamber olacağını söyledi. Zaten Peygamber Efendimiz cahiliye dönemi uygulamalarından hep uzak kalan biriydi. 

    Hz. Muhammedin Mekke Dönemi
    Hz.Muhammedin Mekke dönemi boyunca kendisine seven sevmeyen herkes güvenmiş; dürüst ve güvenilir olmasıyla ünlendiği için ona "Muhammed'ül Emin" lakabını takmışlardır. Öyle ki; insanlar aralarında çözülemeyen bir mesele olunca ona danışır olmuşlardı. Bunun en büyük örneği kabilelerin Hacer'ül Esved taşını kimin yerleştireceği konusunda anlaşamamaları ve savaşın eşiğine gelmeleri üzerine Peygamber Efendimizin; taşın sırtındaki aba ile abanın her bir ucundan bir kabile büyüğünün tutarak götürülmesi ve bizzat Hz. Muhammed tarafından yerine konması ile çözdüğü olaydır. Olayın bu şekilde çözülmesi, Hz.Muhammedin Mekke döneminde çıkabilecek büyük bir savaşı engellemiştir. 

    Hz.Muhammedin Mekke Döneminde ilk vahiy almasından sonra ilk Müslümanlar da Hz.Hatice, Hz.Ebu Bekir, Hz. Ali ve Hz.Zeyd olmuşlardır. Zamanla peygamberliği açıkça ilan edildi ve tüm kabile İslam'a çağırıldı. Bu hamleden sonra İslama katılımlar olduğu gibi kesinlikle karşı koyanlar da vardı. Özellikle kabile ileri gelenleri itibarlarının ve menfaatlerinin zarar görmesinden korktukları için Hz.Muhammedin başarısız olması için her yola başvurmuşlar, hatta Müslüman olan insanları akıl alma]]> Peygamber Nitelikleri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/peygamber-nitelikleri.html Mon, 26 Nov 2018 11:27:04 +0000 Peygamber nitelikleri; genel olarak her insanın sahip olabileceği meziyetlerdir. Fakat elbette peygamberlerden başka hiçbir insan bu niteliklerin hepsine birden mükemmel bir şekilde vakıf olamaz. Peygamberler; Allah ile insanlık arasında bir
    Peygamber niteliklerinden bahsetmeden önce belirtmek gerekir ki; peygamberler de hepimiz gibi deriden ve kemikten birer insandı. Bir insanın sahip olduğu yeme, içme, barınma gibi tüm ihtiyaçlar ve bir insanın hissedebileceği tüm duygular onlarda da vardı. Hepimiz gibi, doğup, yaşayıp, büyüyüp ölmüşlerdir. Fakat onlar bizlerden farklı olarak sahip oldukları peygamber nitelikleri sebebiyle Allah'ın birer elçisi olmaya layık görülmüşler ve ömürleri boyunca tebliğ görevlerini yerine getirmişlerdir. 

    Ayrıca sıradan insanlardan farklı olarak peygamberler bazı mucizeler gösterebilmişlerdir. Örneğin; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisine inanmayan müşrikleri İslam yoluna girmeleri için ikna etmek amacıyla Ay'ı ortadan ikiye bölüp tekrar birleştirebilmiştir. Ya da parmaklarının arasından temiz su akıtarak bir müminin abdest almasını sağlamıştır. Hz.İsa'nın ölüleri diriltebilmesi veya Hz.Musa'nın asasıyla denizi ortadan ikiye ayırabilmesi birer mucize örneğidir. Mucize; Allah'ın tebliğ yolunda yardımcı olmak üzere onlara bahşettiği bir peygamber niteliğidir. 

    Peygamber Nitelikleri
    Bunun dışında peygamber nitelikleri:
    • Doğru olmak
    • Güvenilir olmak
    • Günah işlemekten kaçınmak
    • Akıllı ve zeki olmak
    • Allah'tan aldığı mesajları hiçbir şekilde değiştirmeden insanlığa tebliğ etmek
    olarak sıralanır. 

    Peygamber niteliklerinde ilk dördü her insanın sahip olabileceği, hatta sahip olmakla yükümlü olduğu özelliklerdir. Fakat bahsedildiği gibi peygamberler kendilerinde bu özelliklerin hepsini birden o kadar mükemmel bir şekilde barındırabilmişlerdir ki; artık onların dürüstlüğü de, güvenilirliği de, akılları ve zekaları da hiçbir insanın ulaşamayacağı boyutlardadır. 

    Peygamber niteliklerinin hepsinin bazı amaçları vardır. Örneğin; doğru ve dürüst olmak mutlaka olması gerkeen bir peygamber niteliğidir. Çünkü peygamberliğe layık görülmüş insanlar doğrulukları ile bilinmeselerdi, kimse onlara güvenmezdi, inanmazdı ve Allah'ın buyruklarını tebliğ edemezlerdi. Aynı şekilde güvenilir olmak da önemli bir peygamber niteliğidir. Emanete hıyanet eden, verdiği sözü tutmayan, eline, beline ve diline hakim olamayan bir insanın haşa peygamber olabilmesi mümkün değildir. Günah işlemekten kaçınmayan bir insan ise yaptıklarıyla insanlara örnek olamaz. Bu durumda Allah'ın emirlerini sözlü olarak tebliğ etmesinin de bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü insanlar bu peygamber niteliğinden yoksun bir insanın doğruluktan, dürüstlükten, ibadetten bahsederken kendisinin günah işlediğini gördüklerinde iki yüzlü olduğunu düşünecekler ve ona inanmayacaklardı. Akıllı ve zeki olmak ise gerek insanlara hitabet, gerek insanları doğru yola sokmak için ikna etmek, gerekse kafirlerle savaşlar sırasında uygun taktik ve manevraları uygulamak için kesinlikle olması gerekn bir peygamber niteliğidir. Allah'tan aldığı emirleri aynen insanlara iletmek ise en önemli peygamber niteliğidir. Çünkü bu peygamber niteliğinden yoksun bir insan haşa Allah'a karşı bile sahtekarlık yapma çabasına girişmiş olacak ve dolayısıyla peygamber niteliklerine sahip bir karaktere sahip olamayacaktır.

    Kur'an-i Kerim ve birçok alime ait kaynaklarda Peygamber Efendimizin peygamber nitelikleri gereği son derece dürüst, güvenilir; aynı zamanda akıllı ve zeki bir insan olduğundan bahsedilmektedir. O; peygamber niteliklerini kendisinde en mükemmel şekilde barındıra]]> Hz Muhammedin Kısaca Hayatı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-kisaca-hayati.html Mon, 26 Nov 2018 18:36:25 +0000 Hz. Muhammed (S.A.V) 571 yılında Mekke de dünyaya geldi. Doğmadan önce babası vefat etti. Doğduktan kısa bir süre sonra annesini kaybetti. Sonra dedesi Abdulmuttalip in himayesini girdi. Onun ölümünden sonra da amcası ebu talibin yanınd
    Bu arada ilk eşi h.z haticeyle evlendi. Hazreti haticeden Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma adında altı çocuğu oldu Kasım ve Abdullah küçük yaştayken vefat etti. Yine bir gün hira mağrasına çekildiğinde vahiy meleği olan Cebrail geldi ve ona ilk vahy oku emrini verdi. Böylece hz. Muhammede (S.A.V) 40 yaşında peygamberlik verilmiş oldu.

     Ona ilk eşi hz. Hatice iman etti ardından hz. Ali sonra. Zeyd bin harise ardındanda Hz. Ebu Bekir iman etti sonra birçok insan bu mesaja kulak verdi. Müslümanların çok olmasına rağmen mekkenin ileri gelenleri Müslümanlara türlü eziyetler işkenceler ve boykot uyguluyorlardı. Budan korunmak için bir kısım Müslüman habeşistana hicret etti. Daha sonra arkalarında bir kısım Müslüman daha habeşistana hicret etti. Sonunda hz.Muhammedin (S.A.V) emriyle bütün Müslümanlar medineye hicret etti.

    Hz Muhammedin Kısaca Hayatı
     Önden Müslümanlar gitti arkalarından da Hz. Muhammed ve arkadaşı Ebu Bekir gitti. Medine yerlileri (ensar) Müslümanları çok iyi karşıladılar. Medine yerlileriyle(ensar) mekkeden hicret edenler (muhacir) kardeş ilan edildi. Böylece Medine İslam devleti kurulmuş oldu. İslam devletinin kurulmasıyla müşrikler Müslümanlara saldırmaya başladı ilk savaş Bedir savaşı oldu. Müslümanlar ticaret için giden bir Mekke kervanını mekkede kalan eşyaları için el koymak istediler bunu duyan Mekkeliler savaş hazırlığı yaptılar ve Müslümanların üzerine geldiler.

     Bedir kayalıklarında karşılaşan ordular savaştılar. Bedir savaşında Müslümanlar galip geldi bunun sonucunda şam ticaret yolu Müslümanlara açılmış oldu. Savaşta ele geçen esirler 10 müslümana okuma yazma öğretmek şartı ile serbest bırakıldı. Mekkeli müşrikler bedir savaşının intikamını almak için uhud savaşını başlattı uhud savaşının başında Müslümanlar galipken peygamberimizin görevlendirdiği okçuların yerini terk etmesiyle Müslümanlar mağlup oldu. Ama yinede müşrikler kesin bir zafer kazanamadılar. Ardından hendek savaşı oldu çünkü Mekkeliler Müslümanlara ağır bir darbe vurmak istiyorlardı. Müslümanlar bunu duyunca selmanı farisinin önerisi üzerine medindenin etrafına kuyular kazdılar ve şehir savunmasına geçtiler. Böylece savaş Müslümanların zaferiyle sonuçlandı. 628 yılında Müslümanlar hacca gitmeye karar verdiler.

     Bundan tedirgin olan Mekkeliler onları içeri almayarak hudeybiye anlaşmasını imzaladılar. Hudeybiye anlaşması artık Müslümanların tanındığını gösteren bir anlaşmadır. 629 yılında Müslümanlar hayberi fethetti. Hayberin fethi ile şamın ticaret yolu Müslümanların eline geçti.hayberin fethinden sonra müslüamnlar ilk kez bizansla savaştı mutede savaşan ordular hiçbir sonuç elde edemeden geri döndüler. 630 yılında mekkenin fethi gerçekleşti. Mekkenin fethinden sonra arap yarım adası hızlı bir şekilde Müslümanların kontrolü altına girdi. Müslümanlar ve putperest arap kabileleri arasında yapılan Huneyn savaşınıda başarıyla Müslümanlar kazandı. Huneyn zaferinden sonra taif şehri kuşatıldı. Hz muhammedin son seferi ise tebük seferi olmuştur. Hz. Muhammed (S.A.V) son kez Müslümanlarla beraber hacca gitti ve buna veda haccı adı verildi veda haccında Müslümanlara veda niteliğinde konuşan Hz. Muhammed 632 yılında Medine de vefat etti şu anda kabri Medine de ravza-ı mutahhare da bulunmaktadır.
    ]]>
    Hz Muhammedin Eşleri Ve Çocukları https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-esleri-ve-cocuklari.html Tue, 27 Nov 2018 05:51:21 +0000 Hz. Muhammed'in eşleri ve çocukları, Peygamberimizin çevresindeki diğer gençler gibi eğlencede, içkide, kumarda gözü yoktu. Bütün kötülüklerden uzak duruyor, vaktini çalışarak geçiriyordu. Tam da o günlerde Sur Hz. Muhammed'in eşleri ve çocukları, Peygamberimizin çevresindeki diğer gençler gibi eğlencede, içkide, kumarda gözü yoktu. Bütün kötülüklerden uzak duruyor, vaktini çalışarak geçiriyordu. Tam da o günlerde Suriye'ye bir kervan yola çıkacaktı. Kervanın sahibi Hatice güvenilir birini arıyordu. Hatice Mekke'de saygı duyulan, güvenilir, asil ve zengin bir dul kadındı. Meysere onun sırdaşı, en güvendiği yardımcısıydı. Meysere kervanın başına geçecek birini aramaya başladı, araştırmaları sonucunda bu işe en uygun kişinin Hz. Muhammed olduğunu düşündü. Hatice'de hemen onu davet ederek kervanını yönetmesi için teklifte bulundu. Hatice ve Peygamber Efendimiz anlaşmışlardı, Meysere'de bu yolculukta Peygamberimize eşlik edecekti. Kervan Suriye2ye doğru yola çıktı. Meysere ise yol arkadaşının hareketlerini izliyordu; Gördüklerine göre Hz. Muhammed anlatılanlardan da iyi biriydi. Dürüsttü, fedakardı, yardımseverdi. Adaletli ve doğru kararlar veriyordu. Her davranışıyla insanların saygısını kazanıyordu. Yolculuk sona ermiş kervan Mekke'ye dönmüştü. Peygamberimiz Hatice'nin bütün mallarını satmış ve istediklerini de almıştı. Bu yolculuk çok kazançlı geçmişti.

    Meysere Hatice'ye yolculukta olanları tek tek anlattı. Meysere'nin anlattığı her şey sevgili Peygamberimizin güzel ahlakına birer örnekti. O, diğer insanlardan çok farklı birisiydi. Duyduklarından etkilenen Hatice, bir süre sonra Hz. Muhammed'e evlilik teklif etti. Sevgili Peygamberimiz 25 yaşında, Hatice ise ondan büyüktü. İki tarafında rızası ile düğün yapıldı. Hz. Muhammed amcasının evinden ayrılarak Hz. Hatice'nin evine yerleşti.

    Ebu Talb'in bu sıraları işleri kötüleşmişti. Peygamberimizi amcasına çocuklarından birini yanına almayı teklif etti. Amcası da kabul edince kuzeni Ali bu yeni aileye katıldı. Hz. Hatice'nin Mekke'ye getirilen esirler arasından aldığı Zeyd'de bu ailedeydi. Zeyd annesi ile çıktığı bir yolculukta kaçırılmış esir edilmişti. Hz. Muhammed, eşi Hatice tarafından kendisine hediye edilen Zeyd'e bir baba gibi davranarak ona ailesinin yokluğunu hissettirmedi. Bu sırada Peygamberimizin annesinin emaneti olan Ümmü Eymen'de onlarla birlikte kalıyordu.

    Hz. Muhammed'in ve Hz. Hatice'nin ikisi erkek, dördü kız altı çocukları oldu. Kasım ilk çocuklarıydı. Ancak çok küçük yaşta öldü. Kızları Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatma'ydı. Fatma dışında kalan kızlarının hepsi Peygamberimizden önce öldüler. Peygamberimiz ve Hz. Hatice'nin son çocukları ise Abdullah'tı. O da bir yaşına gelmeden vefat etti.

    Hz Muhammedin Eşleri Ve Çocukları

    Hz. Muhammed'in Diğer Eşleri

    Hz. Aişe: Hz. Aişe, Hz. Ebu Bekir'in kızıdır. Hicrtein henüz 1. yılında Peygamber Efendimiz Hz. Aişe ile evlenmişti. Hz. Aişe Peygamber Efendimizin tek bakire eşidir. Hz. Muhammed, Hz. Aişe'ye ayrı bir sevgi duyardı. Hz. Aişe'ye atılan iftiranın asılsızlığı bir vahiy ile ispatlanmıştır.

    Hz. Hafsa: Hz. Hafsa Ömer b Hattab'ın kızıdır. Peygamber Efendimiz kendisini boşamış ancak sonra tekrar dönmüştür.

    Hz. Zeyneb: Hz Zeyneb, Hz. Muhammed ile evlendikten birkaç ay sonra vefat etmiştir.

    Hz. Ümmü Selema Hind: Ümmü Selema Hind Peygamber Efendimizin en son vefat eden eşidir.

    Hz. Zeyneb bt Cahş: Hz. Zeyneb bt Cahş Peygamber Efendimizin halasının kızıdır. Peygamber Efendimiz Yüce Allah tarafından gelen bir ayet ile Hz. Zeyneb ile evlenmiştir. Bu ayette'' Zeyd o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde onu seninle evlendirdik'' diyordu. Hz. Zeyneb Hz. Ömer'in ilk halife olduğu yıllarda vefat etmiştir.

    Hz. Cüveyriye: Hz. Muhammed, Hz. Cüveyriye'yi kölelikten kurtararak onunla evlenmiştir.

    Hz. Ümmü Habibe: Hicretin 7. yılında Peygamber Efendimiz Hz. Ümmü Habibe ile nikahlanmıştır.

    Safiyye: Safiyye Peygamber Efendimize Safi'den cariye olarak gelmiş v]]> Hz Muhammedin Hayatı Çizgi Film https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-hayati-cizgi-film.html Tue, 27 Nov 2018 20:04:29 +0000 Hz Muhammedin hayatı çizgi film olarak hazırlanmıştır. Uzun metrajlı olarak çekilen çizgi film, Mekke'nin bin dört yüz yıl önceki sefalet döneminden, Hz Muhammed'in (s.a.v.) peygamberlik döneminin başlaması ve b Hz Muhammedin hayatı çizgi film olarak hazırlanmıştır. Uzun metrajlı olarak çekilen çizgi film, Mekke'nin bin dört yüz yıl önceki sefalet döneminden, Hz Muhammed'in (s.a.v.) peygamberlik döneminin başlaması ve bütün dünyayı değiştiren İslam'ın yayılışını anlatan bir prodüksiyondur. Çizgi filmde Kureyş kabilesinin egemenliğinde olan Mekke'de halkın yoksul ve çaresiz durumu gözler önüne serilmektedir. Halkın son derece kötü şartlarda yaşadığı şehirde, Hz Muhammed'e (s.a.v.) peygamberlik verilmesiyle, Kureyş kabilesine karşı başlatılan savaşla, İslamiyet'in doğuşu anlatılmıştır.

    Hz Muhammedin hayatını anlatan çizgi filmin hazırlık aşamaları nedir

    Bu senaryonun oluşturulması için, tarihle ilgili geniş kapsamlı araştırmalar yapılmıştır.Çizgi filmin yapımcısı olan firma öyküyü Amerika'da bulunan İslam hukuku profesörlerine inceletmiş. Bunun yanı sıra Mısır Kahire'de bulunan El Ezher Üniversitesi İslami Araştırmalar Akademisinin onayı da alınmış. Filmin prodüksiyonu iki yılda tamamlanmış. Film bittikten sonra bu haliyle yine El Ezher Üniversitesinde incelenmiş. Çizgi film için toplam 196.000 tane çizim hazırlanmış. Tarihle uyum sağlayan ve Hz Muhammed'in (s.a.v.) mesajını doğru bir şekilde anlatabilmek için dikkatli bir inceleme yapılmış. Çizgi film "Son Peygamber Muhammed" anlamına gelen "Muhammad, The Last Prophet" adıyla yayınlandı. Diğer filmlerde olduğu gibi burada da peygamberimizin yüzü gizlenmiş. Bu çizgi filmin bir özelliği de, sinema tarihinde yüksek çözünürlük özelliği olan videoda tamamlanmış olup, buradan filme transfer edilebilir olma özelliğine sahip olmasıdır. Dünya sinemalarında yayınlanmış olan filmin, çizimine olduğu kadar, seslendirmesine de aynı önem gösterilmiş. Çizgi filmin süresi yaklaşık olarak doksan dakikadır.

    Hz Muhammedin Hayatı Çizgi Film

    Çizgi filmin konusu ve amacı nedir

    Yapımcı firmanın bu filmi yapma amacı dünyaya barışı getirme ve huzurun sağlanması olarak açıklanmış. Çizgi filmde öykü, Hz Muhammedin ölümünden sonra, Mekke'de yaşayan bir aileden fakir bir adamın yardım istemesiyle başlıyor. Ailenin üç kardeşinden biri, adamın gelip yardım istemesine sinirlenince, diğer iki kardeş ona, Hz Muhammed'in fakirlere nasıl yardım ettiğini anlatarak, yıllar öncesine dönülüyor. Mekke şehrindeki kölelik, batıl inanışlar ve yoksulluğun kol gezdiği dönem anlatılarak, İslamiyet'in doğması, yayılması ve Hz Muhammedin hayatı tüm detaylarla anlatılıyor. 

    ]]>
    Hz Muhammedin Hadisleri https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-hadisleri.html Tue, 27 Nov 2018 21:21:32 +0000 Hz Muhammedin hadisleri farklı olaylar ve sorunlarla ilgili insanları aydınlatmak, yol göstermek için, Kuran'ı Kerim'de bulunan ayetleri açıklamak amacıyla Hz Muhammed'in (s.a.v.) söylediği düşünülen sözlerin büt Hz Muhammedin hadisleri farklı olaylar ve sorunlarla ilgili insanları aydınlatmak, yol göstermek için, Kuran'ı Kerim'de bulunan ayetleri açıklamak amacıyla Hz Muhammed'in (s.a.v.) söylediği düşünülen sözlerin bütünüdür. Bunlara sünnette denilmektedir. Bu hadisler kitap olarak, ilk kez imam Zuhri tarafından düzenlenmiştir. Bunlar Peygamberimizin sözleri, fiilleri ve takrirleridir. Hz Muhammed'e gelen vahiyler dışında, söylediği rivayet edilen sözler, olaylar karşısındaki tutumunu ve tavrın anlatmaktadır. Peygamberimizin yazmış olduğu evraklar ve mektuplarda da bunlar bulunmaktadır. Hadisler Kuran'ı Kerim'den sonra bizler için, ikinci bir kaynaktır. Bunlar sonradan yazılı hale getirilmiş olan, sözlü rivayetlerdir.

    Hz Muhammed'in hadisler hakkındaki sözleri nedir

    Peygamberimizin, "Benden gelen sözlere Kuran' Kerim dışında hiç bir şey yazmayınız. Kur'an dışında başka bir şey yazan varsa, bunu imha etsin. Benden hadis rivayet etmenizde sakınca yoktur. Benim söylemediğimi bana isnat edenler, cehennemde kendine yer hazırlasın."  söylediği rivayet edilmiştir. Kuran' Kerim'in ayetleri indirilip, karışıklık olmayacağı belli olduğunda, Hz Muhammed'in (s.a.v.) kendi söylediği hadislerin yazılabileceğini söylediği rivayet olunmuştur. Peygamberimizin sahabesi olan kişiler bunları ezberleyerek, başkalarına nakletmişlerdir. Peygamberimizin olaylar karşısındaki davranışlarını öğrenerek, başka kişilere öğretmişlerdir. Bu şekilde Peygamberimizin hadisleri kaybolmadan, günümüze kadar gelmiştir. Bunlar ayet değildir. Ayetler Allah'a ait olan sözlerdir. Hadisler ise Peygamberimize ait olan sözlerin bütünüdür. Kudsi hadisler ise manası Allah'a, sözleri Peygamberimize ait olan hadislerdir.

    Hz Muhammedin Hadisleri

    Peygamberimizin hadislerinden örnekler

    Allah insanlara acımayana, merhamet etmez.

    Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet et. Zira, sen onu görmüyorsun ama, o seni görüyor.

    Allah’tan utanmayan, insanlardan da utanmaz.

    Allah-ü Taâlâ, muhakkak sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize nazar buyurur.

    Amellerin kıymeti niyetlere bağlıdır. Herkesin niyeti ne ise eline o geçer.

    Asıl zenginlik, mal-mülk çokluğundan değildir. Gerçek zenginlik ancak gönül zenginliğidir.

    Bana çektirilen eziyet, hiç bir Peygamber’e çektirilmedi.

    Ben, ancak ahlâkın en güzellerini tamamlamak için gönderildim.

    Bildiğinizi herkese öğretiniz, bilginizi yayın, kolaylaştırın, zorlamayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin.

    Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize düşman olmayın, birbirinizden yüz çevirmeyin, birbirinize hased etmeyin, kin gütmeyin, ey Allah kulları kardeş olun.

    Bir kulun îmanı, gönlü doğru olmadıkça doğru olmaz; gönlü de, dili doğru olmadıkça doğrulmaz.

    Bize kılıç çeken, bize karşı silah taşıyan bizden değildir.

    Çin’de bile olsa ilmi alınız.

    Dünya lezzetlerini yıkan ölümü çokça anınız. Çünkü; o geçim darlığı çekenleri feraha kavuşturur, avutur, zenginlerin de ihtiraslarını frenler.

    Emanete riâyet etmeyenin, îmanı yoktur; ahdine vefâ etmeyenin, dîni yoktur.

    Hased, ateşin odunu yemesi gibi iyilikleri yer.

    İçinizden hiç biriniz; kendi nefsi için sevdiğini, mü’min kardeşi için de sevmedikçe hakiki mü’min olamaz.

    İlmi öğrenip de başkalarına dağıtıp nakil etmeyen insan, altınları gömüp onu sarf etmeyen, ondan yedirip içirmeyen kimseye benzer.

    Îmanın en üstünü, yükseği; iyi ahlâk, sabır ve cömertliktir.

    İnananın anlayışından sakının; çünkü o, Allah nûru ile bakar, görür.

    İnsanlara karışıp eziyetlerine katlanan mü’min, insanlara karışmayıp eziyetlerine katlanmayan mü’minden üstündür.

    İnsanların en çetin belâya uğrayanları Peygamberlerdir; onlardan sonra temiz ve özü doğru kişilerdir; onlardan sonrada onlara benzeyenler ve benzeyenlere benzeyenlerdir.

    İnsanların en hayırlısı,]]> Hz Muhammedin Güzel Ahlakı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-guzel-ahlaki.html Wed, 28 Nov 2018 15:46:11 +0000 Hz Muhammedin güzel ahlakı, peygamberimizin güvenilirliğini, hakkı gözetmesini, insana değer vermesini, üstün kişiliğini, hoşgörülü ve sabırlı olmasını anlatan değerlerdir. Peygamberimizin en güzel özelliği, Hz Muhammedin güzel ahlakı, peygamberimizin güvenilirliğini, hakkı gözetmesini, insana değer vermesini, üstün kişiliğini, hoşgörülü ve sabırlı olmasını anlatan değerlerdir. Peygamberimizin en güzel özelliği, başkaları için önerdiği öğütleri ve kuralları ilk önce kendi yaşamında uygulamasıdır. Kendini başkalarından üstün görmemesi, Kuran'ın öğüt ve yasaklarını yaşamından uygulaması onun ne kadar üstün bir insan oluşuna en güzel örnektir. Peygamberimiz bütün güzel ahlakları ve güzellikleri toplamış, örnek bir kişidir. Onun ahlakını kelimelere sığdırmak çok zordur. Onun ahlakı Kuran ahlakıdır. Yüce Rabbimiz Peygamberimizin ahlakını överken, "Ya Muhammed! Şüphesin sen yüce bir ahlak üzeresin." buyurmuşlardır. Peygamberimiz Allah'a niyaz ettiğinde, " Allah'ım! Beni ahlakın en güzeline yönelt, kötü ahlaktan uzak tut." demiştir.   

    Hz Muhammedin Güzel AhlakıHz Muhammedin güzel ahlakı üzerine

    • Onun kalbi insan sevgisiyle doluydu.
    • Çocukları sever, onları sıkça okşardı.
    • Peygamberimiz alçak gönüllü olması sebebiyle, fakir zengin ayrımı yapmazdı.
    • Hastalara önem verir, ziyaretlerine giderdi.
    • Bir topluma girdiğinde, boş bulduğu yere otururdu.
    • Ayaklarını hiç bir zaman başkalarına doğru uzatmazdı.
    • Elbiselerini kendi tamir eder, ayakkabılarını kendi onarırdı.
    • Kesinlikle başkalarına yük olmazdı.
    • Kadınlara karşı çok nazik davranır, ev işlerinde yardımcı olurdu.
    • Misafiri çok sever, onlara kendi hizmet ederdi.
    • Müslüman olanla, olmayanı ayırmazdı.
    • Peygamberimiz ömrü boyunca kötü söz söylememiş, kimseyi azarlamamış ve kimseye karşı kırıcı olmamıştır.
    • Peygamberimiz daima güler yüzlü ve tatlı dilliydi.
    • Başkalarına karşı saygısından ötürü kimsenin sözünü kesmez, dinlemeyi bilirdi.
    • Başkalarının kusurlarını yüzlerine vurmazdı. 
    • Peygamberimiz bedenin ve giysilerini temiz tutar, yaşamını sade yaşardı.
    • Diş temizliğinde misvak kullanırdı.
    • Daima doğru sözleriyle bilinir, sözlerinden dönmezdi.
    • İnsanlar içinde oldukça cömertti, kendisinden isteyeni geri çevirmezdi. Ben sadece dağıtıcıyım, veren ancak Allah'tı derdi. 
    • İntikam duygularını sevmez, bağışlamayı tercih ederdi.
    • Kendisine kötülük edenlere karşı iyilik etmeyi tercih ederdi. Yapılan iyiliği unutmaz, iyiliği daima iyilikle anardı.
    • Yaşlılara karşı saygıda kusur etmez, küçükleri sever ve şefkat gösterirdi.
    • Tembelliği ve boş durmayı sevmezdi.
    • Maddi olarak iyi olduğunda bile sade yaşamıyla dikkat çekmiş, yoksullara her zaman yardımcı olmuştur.
    ]]>
    Hz Muhammedin Vefatı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-vefati.html Thu, 29 Nov 2018 04:21:59 +0000 Peygamber Efendimiz veda haccını yapıp Medine'ye geri döndükten bir süre sonra hastalandı. Görevinin sona erdiğini ve bu dünyadan ahrete göçme zamanının geldiğini anlamıştı. Hastalığı günden güne artıyordu. Hasta Peygamber Efendimiz veda haccını yapıp Medine'ye geri döndükten bir süre sonra hastalandı. Görevinin sona erdiğini ve bu dünyadan ahrete göçme zamanının geldiğini anlamıştı. Hastalığı günden güne artıyordu. Hasta iken de ezan okuyor ve mescide gidip, namazları kıldırıyordu. Fakat vefatına üç gün kala hastalığı fazla ağırlaştığından mescide çıkamaz olmuştu.

    Hz. Ebubekir'in cemaate imamlık yapmasına ve onlara namaz kıldırmasını emretmişti. Kızı Hz. Fatıma her gün muhterem babasını ziyaret ediyordu. Efendimiz ölüm döşeğinde iken kızına şu nasihatte bulundu:

    '' Ey Peygamberin kızı Fatıma! Seni ahiret gününün sorumluluğundan (kendini) kurtaracak hayırlı işler yapmaya bak. Peygamber kızı olman sana bir şey kazandırmaz. Ben seni, o günün dehşetinden kurtaramam.''

    Vefatından iki gün önce Sahabe-i Kiram'dan bazılarının yardımıyla mescide geldi. Yavaş yavaş minbere çıktı. Mübarek yüzünü cemaate doğru döndürerek şöyle buyurdu:

    '' Ey Müslümanlar! Şayet birinize karşı bir kötülük yapmışsam, onun karşılığı kabule hazırım. Kime vurduysam işte sırtım gelsin vursun. Kimin bende alacağı işte malım gelsin, alsın.''

    8 Haziran pazartesi sabahı, Peygamberimizin hastalığı biraz hafifleyince mescide gitti. Oturduğu yerde imam olan Hz. Ebubekir'e uyarak sabah namazını cemaatle birlikte kıldı. Mescid'den evine dönünce hastalığı arttı. Nihayet, öğle üzeri Peygamberimiz elini kaldırdı, şahadet parmağını yukarı doğru dikti. Artık Resul-i Kiriya Efendimiz, bu fani dünyada son dakikalarını yaşıyordu.

    Hz Muhammedin Vefatı

    Bu esnada Hz. Cebrail, Hz. Azrail’le geldi. Resul-i Kibriya Efendimizin hal ve hatırını sordu; sonra, ‘’ Ölüm Meleği Azrail, içeri girmek için iznini ister! Dedi.

    Resul-i Kibriya Efendimiz müsaade edince, Hz. Azrail içeri girdi. Efendimizin önüne oturdu.

    '' Ya Rasulallah! Dedi. ‘’ Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti. İstersen ruhunu alacağım, istersen sana bırakacağım!’’ dedi.

    Resul-i Kibriya Efendimiz, Hz. Cebrail’e baktı. O da, ''Ya Rasulallah, Mele-i A’la seni beklemektedir! Dedi.

    Bunun üzerine, Hatemü’l-Enbiya Efendimizi ''Ya Azrail, gel, memuriyetini yerine getir'' diye buyurdu.

    Mübarek başları Hz. Aişe’nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak elerini mübarek yüzüne sürdü. Mübarek dudaklarından ‘’ La ilahe illallah’’ cümlesi döküldü. Sonra elerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. ‘’Allah’ım, Refik-i A’la!’’cümlesini tekrarlaya tekrarlaya 63 yaşında mübarek ruhu Refik-i A’la’ya yükseldi.

    Tarih, Hicretin 11. Senesi, Rebiülevvel ayının 12’si, pazartesi günü. Miladi: 8 Haziran 632.

    ]]>
    Hz Muhammedin Veda Hutbesi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-veda-hutbesi.html Thu, 29 Nov 2018 13:06:11 +0000 Hz. Muhammed(sav) efendimizin insanlara son mesajıdır. 8 mart 632 senesinde, cuma günü zevalden sonra kasva adlı devesi üzerinde 140.000 müslümana irad edilmiş bir hutbe'dir.VEDA HUTBE'SİNİN ÖNEM Hz. Muhammed(sav) efendimizin insanlara son mesajıdır. 8 mart 632 senesinde, cuma günü zevalden sonra kasva adlı devesi üzerinde 140.000 müslümana irad edilmiş bir hutbe'dir.

  • VEDA HUTBE'SİNİN ÖNEMİ NEDİR
    • Bütün müslümanlar kardeştir.
    • Hiçkimsenin bir başka kişiye zarar verme hakkı yoktur.
    • Herkesin can, mal ve namusu korunmalıdır.
    • Bütün borçlar iade edilmelidir.
    • Kan davasını ve adaleti şahsen yerine getirmek yasaktır.
    • Kadınlar erkeklerin hayat arkadaşlarıdır bu sebeple onlara iyi muamele edilmesi emredilmiştir.
    • Kadınlarında erkekler gibi mal ve mülke şahsi tasarruf hakları olduğu öngörülmüştür. 
    • İnsanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin eşit oldukları belirtilmiştir.
    • Aile ve toplum hayatına zarar veren davranışlar yasaklanmıştır.
    • Kuran-ı Kerim'in insanlara emanet olarak bırakıldığı ve ona sımsıkı sarılınması gerektiği belirtilmiştir.
    • Bir yıl on iki ay olarak tespit edilmiştir.
    • Mekke ve çevresinin kutsal yerler olduğu saptanmıştır.
    • Emanetlerin sahiplerine iadesi vurgulanmıştır.
    Hz Muhammedin Veda Hutbesi HZ. MUHAMMED'İN VEDA HUTBESİ 

    Ey İnsanlar ! 
    Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birlesemeyecegim. 

    Ashabım! 
    Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, mallariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir; her türlü tecavüzden korunmustur. 

    Ey Ashabım ! 
    Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunupta isitenden daha iyi anlayarak, muhafaza etmis olur. 

    Ashabım ! 
    Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Rebia'nin kan davasidir. 

    Ey Ashabım! 
    Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat siz; bu kaldirdigim seyler disinda, kücük gördügünüz islerde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakininiz! 

    Ey İnsanlar ! 
    Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah emaneti olarak aldiniz; onlarin namuslarini ve iffetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, onlarin da sizin üzerinizde haklari vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz, onlarin aile yuvasini, sizin hoslanmadiginiz 
    hiçbir kimseye çignetmemeleridir. Eger razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi aile yuvaniza alirlarsa, onlari hafifce dövüp, sakindirabilirsiniz. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari mesru bir sekilde, hertürlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir. 

    Ey Mu'minler ! 
    Size bir emanet birakiyorum ki, ona siki sarildikça yolunuzu hiç sasirmazsiniz. O emanet Allah kitabi Kur'an'dir. 

    Ey Mu'minler! 
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman müslümanin kardesidir; böylece bütün 
    müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz baskasina helal degildir. Meger ki, gönül hoslugu ile kendisi vermis olsun. 

    Ey Ashabım ! 
    Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakki vardir. 

    Ey İnsanlar ! 
    Cenab-i Hak her hak sahibine, hakkini (Kur'an'da) vermistir. Varise vasiyet etmege lüzum yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa, ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün müslümanlarin ilencine ugrasin. Cenab-i Hak, bu gibi insanlarin ne]]>
    Mekkenin Fethi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/mekkenin-fethi.html Fri, 30 Nov 2018 11:53:32 +0000 Mekkenin fethi, Müslümanların Kureyşlilerin elinde bulunan Mekke'yi 11 Ocak 630 senesinde alması ile gerçekleşmiştir. Mekke şehri Hz Muhammed'in dünyaya geldiği, çocukluğunu ve gençliği geçirdiği, Nübüvvet kitab Mekkenin fethi, Müslümanların Kureyşlilerin elinde bulunan Mekke'yi 11 Ocak 630 senesinde alması ile gerçekleşmiştir. Mekke şehri Hz Muhammed'in dünyaya geldiği, çocukluğunu ve gençliği geçirdiği, Nübüvvet kitabının baştan sona indirildiği, Hz Adem döneminden itibaren tevhid inancına merkez olmuş ve en önemlisi Müslümanların kıblesi olan Kabe'nin bulunduğu bir şehirdir. Bu sebeplerle Müslümanlar açısından ayrı bir yeri bulunmaktadır.

    Mekkenin fethine doğru

    Hicretten altı yıl sonra Müslümanlar Hz Muhammed ile birlikte umre yapmayı istemişlerdi. Bu yüzden peygamberimiz Kabe'yi ziyaret etmek için hazırlanmalarını söylemiştir. Hazırlıkların ardından, Mekke'ye doğru yola çıkılmıştır. Amaçlarının barış olduğunu anlatmak için yanlarına sadece yolcu kılıcı almışlardı. Müşrikler buna rağmen, Müslümanları Mekke'ye almamak için karar almışlardır. Zülhüleyfe mevkiinde ihrama giren ve umre için niyet eden Müslümanlara, Hz Muhammed kan dökülmesin diye Mekkelilerle anlaşma yapacaklarını söylemiştir. Hubeydiye antlaşması adı verilen antlaşmanın bazı maddeleri şöyledir. 

    • Müslümanlar Kabe'yi bu yıl ziyaret edemeyecek ve Mekke'ye giremeyeceklerdi, sonraki yıl üç gün Mekke'de kalacaklar ve Kabe'yi ziyaret edeceklerdi. Bu sürede Mekkelilerle görüşmeyeceklerdi.
    • Kureyşli olanlardan biri Müslümanlığı kabul ederse, Müslümanlar bunu kabul etmeyecek, Mekke'ye sığınmak isteyen bir Müslüman geri iade edilmeyecekti.
    • İki tarafta istedikleri kabileyle ittifak yapabilecekti.
    • Bu antlaşmanın süresi on yıl olarak kabul edilmişti. Bu süre içerisinde Müslümanlar ve Kureyşliler birbirlerine saldırmayacaklardı.
    Mekkenin Fethi

    Bu antlaşmadan sonra Hz Muhammed sahabelerine geri dönmeleri için gereken emri verdi. Müslümanlar üzüntü içerisinde dönmeye başladılar. Peygamberimize inen Fetih suresi ileriki dönemlerde Mekke'nin fethedileceği müjdesini vermişti. 

    Mekkenin fethinin sebepleri nelerdir

    Kureyşliler Müslümanlarla Hudeybiye Antlaşması yapmasına rağmen, Kureyşlilerin yanında yer alan Beni Bekir kabilesinin antlaşmaya aykırı şekilde, Müslümanların himayesinde olan Huzaa kabilesine saldırmasıyla, Müslümanlar ve Kureyşlilerin arası gerginleşti. Hz Muhammed'in Mekke'ye haber gönderip, saldırıda ölenlerin kan bedellerini istemesi ya da Beni Bekir kabilesiyle ittifak yapılmamasını istemiştir. Bunlara riayet edilmediğinde Hudeybiye antlaşmasının bozularak, savaş yapmak zorunda kalacaklarını bildirmiştir. Mekkeliler ise bu teklifi reddederek, gerekirse savaş yapabileceklerini ifade etmiştir. Daha sonra bu fikirlerinden vazgeçerek, Ebu Süfyan'ı barış için arabulucu yapsalar da, Medine'den olumlu cevap alamamışlardır.    

    Mekkenin fethi

    Müslüman ordu 11 Ocak günü Hz Muhammed'in komutasında savaş için hazırlandı. Hz Muhammed orduyu dört kola ayırarak, şu emri vermiştir. "Size karşı koyulup, saldırılmadıkça, kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz. Hiç kimseyi öldürmeye yeltenmeyeceksiniz." Hz Muhammed'in hareket emriyle, Fetih suresi okunarak, Mekke'ye girilmiştir. Halid bin Velid'in komuta ettiği 4. kolun dışında, diğer kollar herhangi bir direnişle karşılaşmamıştır.

    Mekkenin fethinden sonraki gelişmeler 

    Hz Muhammed Mekke'de genel af ilan etmiştir. Ebu Süfyan'a söylediği gibi kimseye dokunulmamıştır. Kabe'ye giderek, buradaki 360 adet putu İsa suresinin 81. ayetini okuyup devirmiştir. Ardından Müslümanlarla birlikte Kabe'yi tavaf etmiştir. Hz Muhammed fethin sonrasında Kabe'de ilk hutbeyi vererek, şu sözleri söylemiştir. "Benim halim sizin halinizle, Yusuf'un kardeşlerine dediği gibi olacaktır. Ben  de Yusuf gibi diyorum ki: Size bugün başa kakma ve ayıplama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin içinde en merhametlisidir. (Yusuf suresi 92) Gidiniz hepiniz serbestsiniz. Mekke hicretin sekizinci yılında fethedilerek, yeni bir dönemin başlangıcı yapılmıştır. İslam dininin merkez]]> Hendek Savaşı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hendek-savasi.html Fri, 30 Nov 2018 13:14:31 +0000 Hendek savaşı, Müslümanlarla Mekkeli müşriklerin yapmış olduğu son savaştır. Bu savaş hicretin beşinci yılında, 627 senesinde yapılmıştır. Müslümanların hendek kazarak yaptıkları savaş stratejisi, savaşı Hendek savaşı, Müslümanlarla Mekkeli müşriklerin yapmış olduğu son savaştır. Bu savaş hicretin beşinci yılında, 627 senesinde yapılmıştır. Müslümanların hendek kazarak yaptıkları savaş stratejisi, savaşın bu isimle anılmasına sebep olmuştur. Yahudi ve müşriklerin birleşimiyle kurulan bir orduyla yapılan bu savaşa Anzab Savaşı da denmektedir. Müşriklerin sayıca daha üstün olduğu savaşta, Müslümanlar galip gelmiştir. Müslümanlar için savunma savaşı olarak tarihe geçmiş bir savaştır.

    Hendek savaşının nedenleri nelerdir

    Uhud savaşı sonrasında Müslümanların Medine doğusuna ve kuzeyine seferler yapması nedeniyle, Mekke kervanlarının Suriye, Mısır ve Irak yolunu kapatması savaşın başlamasında etken olmuştur. Ticaret yolları tükenen müşrikler, Uhud savaşında yaşadıklarının da etkisiyle, bu savaş için hazırlıklara başladılar. Yahudilerin müşriklerle bir olup, Medine'deki  Müslümanları yok etmek istemesi, müşriklerinde Bedir ve Uhud savaşlarından istediklerini alamaması nedeniyle bu savaş kaçınılmaz olmuştur.

    Hendek savaşı nasıl yapılmıştır

    Müşrikler Gatafan, Tihame, Kinane, Beni Esd, Ehabiş, ve Necd kabilelerinden aldıkları paralı askerleri ve kendi birliklerindeki askerleri bu savaş için hazırlamaya başladılar. Müşriklerin kabilelerle birleşerek hazırladığı orduya, Müslümanların sayıca karşı koyması imkansızdı. Bu sebepten dolayı, Müslümanlarda harekete geçerek, kendilerine faydalı olabilecek savaş stratejilerini belirlediler. Selma-ı Farisi'nin önerisiyle Medine şehrinin önemli yerlerine hendekler kazdılar. Bunun amacı savunmayı kolaylaştırmaktı. Uzun bir çalışmadan sonra hendekler hazırlanmış, içinden çıkan topraklardan siperler yapılmıştır. Hendeklerin derinlikleri, bir insanın buradan çıkamayacağı kadar olacak şekilde ayarlanmıştı. Hendeklerin hazır olması bir aylık bir süreyi bulmuştur. Peygamberimiz bu hazırlıkları orada kurulan çadırdan takip etmiştir. Daha sonra buraya yapılmış olan Zubab Cami, bunun anısına yaptırılmıştır. Kadın ve çocukları korumak için şehirde bulunan kulelere yerleştirdiler. Karargahlarını Sal dağında kuran Müslümanlar, hendekleri korumak için gruplar oluşturdular. Bunun amacı müşriklerin hendekleri aşmamasını sağlamaktı. Karşılıklı olarak yapılan ok atışları sonrasında, kuşatmanın etkisiz olması ve yiyeceklerin tükenmesi ile müşrikler, Beni Kureyze Yahudilerini savaşa girmeye razı ettiler. Yahudilerin amacı Müslümanlara arkadan saldırmaktı. Hz. Muhammed bunu duyunca onların saldırı yapacağı yöne bazı birlikleri yönlendirdi. Beni Kureyzelilerin Hz. Muhammed'e saldırmama sözü bulunması nedeniyle, bu girişim başlamadan sona erdi. Yahudilerin bir kısmı kulelerde bulunan kadın ve çocuklara saldırsa da, başarılı olamadılar. Kuşatma bir ay süresince devam etti. Soğuk ve fırtınanın etkili olmasıyla, müşrikler kuşatmayı sona erdirdi. Hendek savaşı onlar için hezimetle sonuçlanmış oldu.

    Hendek Savaşı

    Hendek savaşının sonuçları nelerdir

    Müslümanlar ve müşrikler arasındaki bu savaş sonunda, Müslümanların zaferle ayrılması eşitliği sağlamıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.) müşriklerin düşmanlıktan bıkması ve ticaretin engellenmesi sebebiyle 628 yılında Mekkelilerle Müslümanlar için ayrıcalıkların kazanılması olarak görülen Hubeydiye Antlaşmasını yapmıştır.

    Kuran'ı Kerim'de Hendek savaşı

    Kuran'da bu savaşın önemi '' Hani onlar, hem yukarı tarafınızdan, hem aşağı tarafınızdan üzerinize geldiler, gözler kaymış, yürekler boğazlara dayanmış ve Allah hakkında türlü şeyler düşünmüştünüz! İşte orada. insanlar bir sınavdan geçmiş ve ağır bir sarsıntıyla sarsılmışlardır.'' (33/10-11) sözleriyle açıklanmıştır.

    ]]>
    Uhud Savaşı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/uhud-savasi.html Sat, 01 Dec 2018 10:09:24 +0000 Uhud savaşı, 625 yılında Uhud dağı eteklerinde yapılmıştır. Savaş Medine'de bulunan Müslümanlarla, Mekke'deki Ebu Süfyan'ın ordusu arasında geçmiştir. Bedir savaşında yaşananların öcünü almak isteyen Kure Uhud savaşı, 625 yılında Uhud dağı eteklerinde yapılmıştır. Savaş Medine'de bulunan Müslümanlarla, Mekke'deki Ebu Süfyan'ın ordusu arasında geçmiştir. Bedir savaşında yaşananların öcünü almak isteyen Kureyşliler itibarlarını yeniden elde etmek için hazırlık yapmaya başladılar. Bedir savaşında oğlunu kaybeden Ebu Süfyan, babası, kardeşi, oğlu ve amcası öldürülen Ebu Süfyan'ın eşi ve babasını kaybeden İkrime bu savaşın başını çekmekteydi.   

    Uhud savaşı hazırlıkları 

    Mekkeli Cubeyr bin Mutim'in Habeşî kölesi Vahşi'ye '' Sen de bu savaşa katıl. Muhammed'in amcası Hamza'yı öldürebilirsen, seni azad edeceğim .'' demesi, Vahşi'nin özgürlük kazanmak için savaşa katılmasına neden olmuştur. Ebu Süfyan komutasında hazırlanan 3000 kişilik ordu, Mekke'den yola çıktı. Ordunun içinde Ebu Süfyan'ın karısı dahil 14 tane kadın bulunuyordu. Ebu Süfyan'ın eşi Hind intikam duygusuyla yanıyordu. Hz. Muhammed'in amcası Abbas bu hazırlıkları bir mektupla yeğenine bildirdi. Bunun üzerine Muhammed bir meclis toplayarak, ashabıyla bu konuda görüştü. Bu görüşmeden çıkan sonuca göre;

    • Düşmanlar Uhud dağı eteklerinde karşılanacaktı
    • Şehrin içinde savunma yapılacaktı  

    Genç Müslümanların isteğiyle savaşın Uhud dağı eteklerinde yapılmasına karar verildi. 

    Uhud Savaşı

    Uhud savaşının yapılması

    Kureyşliler karargahını Uhud dağının Medine'ye bakan tarafına kurdular. 700 kişilik Müslüman ordusu Uhud dağına ulaştı ve düşmana karşı hazırlıklara başlandı. Düşmanlar Müslümanları yenerek, şehri yağmalama planları yapıyordu. Bu yüzden Uhud dağının Medine'ye yakın tarafı savaş alan seçildi. Hz. Muhammed orduyu belli bir düzene göre yerleştirdi. Dağın sol tarafına elli kişilik bir okçu grubunu yerleştirip, düşman yense de, yenilse de yerlerinden ayrılmamalarını söyledi. 27 Mart 625 yılında vuruşmalar başladı. Savaşın ilk safhasını alınan tedbirler sebebiyle Müslümanlar kazandı. Savaş Müslümanların lehine devam ederken Mekkelilerin kaçışını gören okçular yerlerini terk ettiğinden, süvarilerin komutanı Halid Bin Velid bu tepeden geçerek, Müslümanları arkadan kuşattı. İki ateş arasında kalan Müslümanlarda 70 tane şehit verildi. Bu şehitlerin arasında Vahşi'nin öldürdüğü Hz. Hamza'da bulunuyordu. Bundan sonra Müslümanlar Uhud dağına doğru çekilmeye başladı. Bu savaştan sonra tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'in fikirlerine karşı çıkmadı. Çünkü okçular yerinden ayrılmasaydı bu savaşı da kazanacaklardı. 

    Uhud savaşının sonuçları nelerdir

    • Mekkeliler esas amaçları olan Hz. Muhammed'in nüfuzunu yok edememiştir.
    • Mekkeliler Müslümanları yok edemeyeceklerini anlamışlardır.

    Müslümanların savaştan yenilerek ayrılması Musevileri sevindirirken, Arap kabilelerinde isyanlara sebep oldu. Arap kabilelerinin bu hareketi peygamberimizi oldukça üzmüştür. Peygamberimizin Uhud'da şehit olanlar için '' Uhud savaşında şehit olan kardeşlerimizin ruhlarını Allah bir takım yeşil kuşların içine koymuştur. Bunlar cennet ırmaklarına gelip, yerler ve içerler. Burada cennet meyvelerinden yerler. Kuşlar daha sonra arşın gölgesindeki asılı olan altın kandillere tünerler. Şehit olan ruhları  mesut bir hayata eriştiğinde, bizim cennetteki halimizi dünyadaki kardeşlerimiz bilsinler ve cihattan çekinmesinler demişlerdi.'' ( Tecrid, 186 vd, Sa'd, II,148)

    ]]>
    Bedir Savaşı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/bedir-savasi.html Sun, 02 Dec 2018 09:14:37 +0000 Bedir Savaşı, Müslümanlar ve Kureyşli müşrikler arasında 13 Mart 624 tarihinde yapılmış olan ilk savaştır. Bu savaş Müslümanlar ve Kureyşliler arasında olmasına rağmen, İslamiyet açısından oldukça öneml Bedir Savaşı, Müslümanlar ve Kureyşli müşrikler arasında 13 Mart 624 tarihinde yapılmış olan ilk savaştır. Bu savaş Müslümanlar ve Kureyşliler arasında olmasına rağmen, İslamiyet açısından oldukça önemlidir. Müslümanların buradan zaferle ayrılması, İslamiyet'in yayılmasında önemli bir etkendir. Bedir savaşçıları Ashab-ı Bedir ya da Bedriyun olarak bilinen kişiler, Hz Muhammed'in sahabeleri içinde oldukça kıymetlidir. Bu zafer İslam camiası açısından temellerin sağlam olmasına yardımcı olmuştur. Hz Muhammed savaş öncesinde secdeye kapanarak, "Ey Allah'ım şu küçük ordu eriyip giderse, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacaktır." demiştir. Bu savaşın Kadir gecesiyle aynı geceye denk geldiği söylenmektedir. 

    Bedir savaşının nedenleri nelerdir

    Bu savaşın en önemli nedeni Müslümanları hicrete zorlayan Kureyşlilerin, hicret sonrası geride bırakılan malları yağmalamalarıdır. Müslümanlar mallarını kullanamadıklarından sıkıntı çekiyor, çareyi ticaret kervanlarına saldırmakta buluyordu. Kureyşliler içinse, kervanlarının Müslümanlar tarafından yağmalanması olarak bilinir. Yağmalanan kervanlardan dolayı maddi kayıplara uğruyorlardı.

    Bedir savaşı

    Bedir Medine'nin 120 km güneybatısında kalan, Kızıldeniz'e 20 km mesafede bir kasabaydı. Mekke ve Medine arasından geçen kervanlar buradan Suriye'ye kadar gitmekteydi. Buradaki halkta kervanlara verdikleri hizmetlerle geçiniyordu. Malları yağma edilen Müslümanlar, buna karşılık kervanlara saldırı düzenleyerek geçimlerini sağlıyorlardı. İçinde oldukça fazla ticari mal bulunan Ebu Süfyan yönetimindeki bir kervana yapılacak saldırıyı haber alan Kureyşliler savaş hazırlıklarına başladı. Ebu Süfyan ise kervanın yolunu değiştirdi. Müslümanlar Bedir yakınlarında Hz Muhammed komutasında 305 kişiyle kervanı beklerken, Kureyşliler de 950 kişilik bir ordu hazırlayarak, Ebu Süfyan'ın tehlikenin bitti demesine rağmen, Bedir'e doğru yola çıktı. Ordular karşılıklı geldiklerinde, Arap savaşlarının geleneği olan "Er dileme" için aralarında üçer kişi seçtiler. Yaptıkları üç karşılaşmayı da Müslümanlar kazandıktan sonra, savaş başladı. Kureyşliler komutanları olan Ebu Cehil öldürüldükten sonra dağıldılar. Hz Ali bu savaşta önemli bir rol oynamıştır. Hz Muhammed'in bayraktarlığını yapıp, müşriklere ağır kayıplar verdirmiştir. Geride 70 ölü ve bir o kadar esir bıraktılar. Müslümanların kaybı ise 14 kişiydi. Savaşı Müslümanlar kazanmıştı. Hz Muhammed esirlere iyi muamele edilmesini, ihtiyaçlarının görülmesini istedi. Esirlerden sadece iki kişi idam edilmiştir. Bunlar Müslümanlara eziyet yapmış olanlardı. Savaşta öldürülenler arasında Ebu Süfyan'ın kayınpederi, oğlu ve kayınbiraderi de bulunuyordu. Ebu Süfyan ve karısı bunun intikamını almak için yemin etmiştir. Müslümanlar esirlerin karşılığında Mekkelilerden yüklüce miktarda para aldı. Savaş alanında elde edilen ganimetlerle birlikte alınan paralarda Müslümanlar arasında eşit olarak paylaşıldı.

    Bedir Savaşı

    Bedir savaşının sonuçları nelerdir

    • Bu savaşın Müslümanlar açısından manevi etkisi oldukça fazladır. Bu zaferle Hz Muhammed'in nüfuzu oldukça artmıştır. Müslüman olmak isteyenlerin sayısında artış olmuştur.
    • Medinelilerden putperest olanlarda, bu zaferle birlikte İslam'ı kabul etmeye başlamıştır.
    • Bedir savaşı sonunda Hz Muhammed'in esirler ve elde edilen ganimet hakkındaki kararları, İslam savaş hukukunun temellerini atmıştır.
    • Bedir savaşında yenilen Mekkelilerin Arabistan'da ki itibarları sarsılmıştır.
    • Kureyşliler savaş sonrası intikam alma duygularından dolayı yeni planlar yapmaya başlamışlar. 
    • Medine'de bulunan Museviler Kureyşlilere yardım ettiklerinden, Müslümanlar ile aralarındaki anlaşma bozulmuştur. Bu yüzden Yahudi kabilesi Beni Kaynuka, Müslümanlar tarafından kuşatılmış ve göç etmeye zorlanmıştır. 
    • Bedir kuyuları ve Şam ticaret yollarının idaresi Müslümanların eline geçmiştir.
    • S]]> Hz Muhammedin Katıldığı Savaşlar https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-katildigi-savaslar.html Sun, 02 Dec 2018 18:12:30 +0000 Hz. Muhammed'in Katıldığı Savaşlar;Bedir Savaşı: Bedir Savaşı hicretin 2. senesinin Ramazan ayında meydana geldi. Daha önceden düşünülüp tertiplenmiş bir savaş olmamasına rağmen büyük Hz. Muhammed'in Katıldığı Savaşlar;

      Bedir Savaşı: Bedir Savaşı hicretin 2. senesinin Ramazan ayında meydana geldi. Daha önceden düşünülüp tertiplenmiş bir savaş olmamasına rağmen büyük bir olaydır.

      Tarihte öyle meydan muharebeleri vardır ki, onlar neticeleri itibari ile sadece askerlik dehasına, askerlik sanatına bir örnek olarak değerlendirilir. Tarihte yine öyle muharebeler vardır ki; askerlik sanatına örnek olarak kalmaz, sonuçları itibari ile bir devletin ve bir milletin kaderini altüst ederler, onlara yeni hayat ufukları açar, yeni istikballer kazandırır. Hele bir kısmı vardır ki, kendi zamanına kadar hakim olan fikirleri ve inançları çürütürler, çürümüş müesseseleri yıkar ve yenisini getirirler. İşte Bedir Savaşı böyle bir savaştır. Bu savaş Hz. Muhammed2in yüksek bir askeri başarısı olarak kalmamış, Müslümanlığın dünya yüzündeki hayatiyetini sağlamıştır. Bunun için İslam tarihinde bu savaş '' Bedr-i Kübra''(Büyük Bedir) olarak adlandırılmıştır.

      Uhud Savaşı: (625) Müşriklerin Öç Alma Duygusu;

      Bedir Savaşının üzerinden 13 ay geçmesine rağmen müşriklerin öç alma duygusu ve ateşi bir türlü sönmüyordu. Medine'de her geçen gün kök salmaya başlayan İslam cemaati burada yerleşik Yahudi kabilelerini çileden çıkarıyordu.

      Resulullah (s.a.v) Uhud'da, vadinin ağzındaki Şib mevkiine kadar yoluna devam ederek Uhud Dağını arkasına aldı. Ordusunu savaş düzenine soktuktan sonra ''kendilerine emredinceye kadar savaşmalarını yasakladı.'' 50 kişiden oluşan bir okçu grubu seçti, Ayneyn tepesindeki bir geçide onları yerleştirerek onlara şu talimatı verdi: '' Düşmanı yendiğimizi görseniz bile, size benden herhangi bir talimat gelmedikçe burayı terk etmeyin. Yırtıcı kuşların askeri pençeleyip gagaladığını görseniz dahi buradan ayrılmayın.''

      Uhud savaşının başında Müslümanlar galip iken Hz. Muhammed'in yerleştirdiği okçuların yerlerinden ayrılması ile savaş Müslüman ordusunun aleyhine dönmüştü. Okcuların Peygamber Efendimizin talimatına uymaması nedeni ile savaş yenilgi ile sonuçlanmıştır.

      Hendek Savaşı (H.5. Yılı, 627 Şubat Ayı)

      Medine'li Yahudiler, Peygamberimizle yaptıkları anlaşmayı bozarak Müslümanlara eziyet etmeye başladılar. Peygamberimizi öldürmek için suikast düzenlediler. Bunun üzerine Yahudiler yurtlarından çıkarılarak sürgün edildi. Yahudilerin ileri gelenleri bunu bahane ederek, Mekke'ye gittiler ve orada Müşriklerle anlaştılar.

      Hz Muhammedin Katıldığı Savaşlar

      Mekke'li müşrikler Ebu Süfyan komutasında on bin kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Durumu haber alan Peygamber'imiz her zaman olduğu gibi ashabını toplayarak istişarede bulundu. Selman-ı Farisi Hazretleri:

      ''Ya Resulullah! Bizim vilayetlerimizde bir şehir üzerine düşman hücum ettiğinde etrafa hendek kazmak adettir.'' Dedi. Araplarda hendek kazmak adet olmamasına rağmen Hz. Selman'ın hatırlatması üzerine Mekke'nin etrafı hendek kazılarak müdafaa şekli uygun görüldü.

      Mekke'li Müşrikler bu hendekleri aşamadı ve hiçbir iş göremeden bozguna uğradı. O gece korku ve dehşet içinde bir çok yiyecek ve hayvan bırakarak kaçtılar.

      Hudeybiye Antlaşması (628)

      Peygamberimiz hicretin 6. yılında, Kabe-i Muazzama'yı ziyaret etmek üzere 1400 kişiyle birlikte, Mekke'ye doğru gitmek üzere yola çıktılar. Müşrikler durumu haber alınca, Müslümanları Mekke'ye sokmama kararı aldılar. Hudeybiye denilen yerde, uzun uzadıya yapılan görüşmelerden sonra, müminler ve müşrikler arasında on senelik bir anlaşma yapıldı.

      Hayber'in Fethi (629)

      Hayber Suriye yolu üzerinde Yahudilerin oturduğu bir yerdir. Burada 7 tane kale vardı. Medine'den sürülen Yahudilerin bir kısmı burada ikamet ediyordu.

      Hayber Yahudileri, Medine'ye saldırmak için plan hazırladılar. Peygamberimiz bunlara elçi göndererek antlaşma teklif etti. Yahudiler Peygamberimizin teklifini kabul etmed]]> Hz Muhammedin Hicreti https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-hicreti.html Mon, 03 Dec 2018 13:10:48 +0000 Hz Muhammed'in Hicreti; Mekkeli müşrikler Hz. Muhammedi öldürmek için kati kararlar alıyor... Şimdi hicret sırası Hz. Muhammed'e gelmişti. Ellerinin altındayken bir şey yapamadıkları bu insan eğer Medine'ye hicret edecek o Hz Muhammed'in Hicreti; Mekkeli müşrikler Hz. Muhammedi öldürmek için kati kararlar alıyor... Şimdi hicret sırası Hz. Muhammed'e gelmişti. Ellerinin altındayken bir şey yapamadıkları bu insan eğer Medine'ye hicret edecek olursa bu iş iyice çığırından çıkacaktı. İleride çok büyük bir darbe ile karşılaşacaklarının hesap ve kitabını yapan Mekke müşriklerinin ileri gelenleri Resulü Ekrem Efendimiz'in dedelerinden Kusay bin Kaab'ın konağı olan Daru'n-Nedve'de toplandılar.

      Bu işi kökünden halledecek kararı alacak ve Mekke'den çıkmadan Hz. Muhammed'in hayatına son vereceklerdir. Bunların bu kapsamlı toplantıda gizlice aldıkları kararı Cebrail Hz. Muhammed'e şöyle haber vermişti: '' Ve hatırla ey Muhammed! Hakikati inkara şartlanmış olanlar(kafirler) seni tebliğden alı koyup durdurmak, öldürmek yahut sürgün etmek için sana karşı nasıl ince tuzaklar kuruyorlardı. Onlar hep böyle tertipler peşinde koşarken Allah onların bu tertiplerini boşa çıkarttı. Çünkü Allah bütün bu tuzak kuranların üstündedir.''

      Müşriklerin Daru’n-Nedve'de aldıkları Hz. Muhammed'i öldürme kararını ayet apaçık açıklıyordu. Bu kararı bir gece Mekke'nin gözü dönmüş gençlerinin içinden seçtikleri kişilere yaptıracaklardı. Bu sayede her kabileden davet ettikleri bu gençler aracılığı ile Hem Hz. Muhammed'den hem de fidyeden kurtulacaklardı. Bu fikir Ebu Cehl'in fikriydi. Bu fikre, toplantıya Necidli bir ihtiyar kıyafetine bürünerek ve kendini Necidli ihtiyar olarak tanıtan şeytan bile hayret etmişti. Bu katliamı gerçekleştirecek gençler belirlenmiş, günü ve zamanı ayarlanmıştı. Katil gençler silahlandırıldı ve kararlaştırılan gün Resulullah'ın evi muhasaray alındı. O'nu gecenin yarısında, uykunun en derin anında öldüreceklerdi.

      Hz Muhammedin Hicreti Cebrail bir kez daha gelerek Peygamberimiz'e ''Ey Allah'ın Resulü bu gece yatağında yatma'' emrini verdikten sonra O'na alınması gereken tedbirleri de anlatmıştı.

      Şöyle ki: Peygamber Efendimiz her zaman yatıp dinlendiği yatağa Hz. Ali'yi yatıracak, Hadramut işi yeşil cübbesini Hz. Ali'nin üzerine örtecek, daha sonra Yasin-i Şerif'in ilk ayetlerini okuyarak, avucuna aldığı bir parça toprağı kendisini öldürmek için bekleyen gençlerin üzerine doğru savuracak ve hane-i Saadetten ayrılacaktı. Bütün bu tedbirler Cebrail tarafından O'na anlatılmıştı.

      Bu sayede, müşriklerin almış oldukları katletme kararından ayrıntıları ile birlikte haberdar olan Allah'ın Resulü Hz. Ali'ye yukarıda anlatılanları aktararak yatağında yatma talimatını verdi. Sonra ona ayrıca '' Sana onlardan herhangi bir zarar erişmeyecektir.'' buyurarak endişelenmemesini hatırlattı.

      Bu büyük tehlike karşısında bile Allah’ın Resulü metanetini hiç kaybetmeden Hz. Ali'ye, kendisine çoğu müşriklerin muhafaza edilmek üzere emanet ettikleri, yükte hafif, ancak parada ağır eşyalarını teker-teker göstererek, emanetleri en kısa zamanda sahiplerine teslim etmesini ve onun da Medine'ye hicret etmesi emrini verdi. Hz. Ali bu talimata başım gözüm üstüne diyordu. Onu bu teslimiyetini Cenab-ı Hak şu ayetlerle övmüştür: '' İnsanlar arasında öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendisini feda eder. Allah ise kullarına karşı daima şefkatlidir.''

      Bu gecenin en dikkat çekici yeri: Katil gençler evin çevresini sarıp, katliam yapacakları saati bekledikleri bir anda, ''Allah'a tam bir teslimiyetle bağlı Hz. Muhammed kendine özel olan ibadetlerini yaptıktan sonra, her zaman yaptığı duasına ek olarak İsra Suresi'nin 80. Ayetini okuduktan sonra, ''Ey Rabbim! Girişeceğim her işe, doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç, bir tutamak bahşet.'' diyerek duasını tamamladı. Bu duanın ardından Yasin-i Şerif'ten okuması istenilen ayetleri yüksek ses ile okumaya başladı. Bu ayetlerde şöyle buyruluyordu:

      '' Sen ey insanoğlu! Düşün bu hi]]> Habeşistan’a Hicret https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/habesistana--hicret.html Tue, 04 Dec 2018 09:52:58 +0000 “Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür.” (en-Nahl Sûresi, 41) a) Habeşistan’a İlk Hicret Edenler (615 M.) “Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür.” (en-Nahl Sûresi, 41)

      a) Habeşistan’a İlk Hicret Edenler (615 M.)

      Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Müslümanlar Habeşistan’a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12′si erkek, 4′ü kadın 16 kişi Mekke Devri’nin (Peygamberliğin) 5′inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke’den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan’a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes’ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.(79)

      b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)

      İlk hicret edenler Habeşistan’da iken inen “en-Necm Sûresi”ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda “secde âyeti” bulunduğu için, Allah’a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20′inci âyetlerinde müşriklerin putlarından “Lât, Uzza ve Menât’ın” isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)’le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, “Mekkeliler toptan Müslüman oldu” diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan’da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan’da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.(80) Müslümanlar, Habeşistan’dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri’nin 7′inci yılında (616 M.) 77′si erkek, 13′ü kadın olmak üzere 90 kişi 2′inci defa Habeşistan’a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali’nin ağabeyi Câfer Tayyar’dı.(81)

      Habeşistan’a Hicret

      c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara

      Müslümanların Habeşistan’a hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi’si (82) Ashame’ye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia’yı elçi olarak gönderdiler.(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı. Müslümanlara:

      -”Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz” diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:

      -”Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz”

      Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:

      -Hayır, hepsi hürdür.

      -Onlara borcumuz mu var

      -Hayır, hiç birinde alacağımız yok.

      -Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı

      -Öyle bir isteğimiz yok.

      -O halde bizden ne istiyorlar

      Amr cevap verdi:

      -”Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular.”

      Bu iddialara karşı Câfer:

      -”Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu.

      Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı. Tek, Allah’ı tanıttı. Yalnız O’na kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı.

      Biz O’na inandık. O’nun gösterdiği Hak]]> Mekke Müşriklerinin Müslümanlara Karşı Davranışları https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/mekke-musriklerinin-muslumanlara-karsi-davranislari.html Tue, 04 Dec 2018 19:49:10 +0000 İslâm’ın Mekke’de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar, 2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler. Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha İslâm’ın Mekke’de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar, 2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.

      Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).

      1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ

      Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)’in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)’i gördüklerinde, “İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden…” diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece “alay devri” başlamış oldu.

      Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.

      Mekke Müşriklerinin Müslümanlara Karşı Davranışları

      “Suçlular, şüphesiz mü’minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neş’e içinde) dönerlerdi. Mü’minleri gördüklerinde, “bunlar gerçekten sapık kimseler” derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)

      Putlarla ilgili, “Siz de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz…” (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler. Böylece, “hakaret devri” başladı.

      Kureyş’in puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. Mekke’de Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyş’e düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.

      2- İŞKENCE DÖNEMİ

      a) Kureyş’in Ebû Tâlib’e Başvurması:

      Kureyş’in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâm’dan oluşan bir hey’et Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib’e gelerek:

      “Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim…” dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib’e geldiler.

      “Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun…” diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü. Bütün Kureyş’e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)’e durumu anlatarak:

      -”Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme…” dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:

      -”Ey amca, Allah’a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş’i, sol elime de Ay’ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam…” diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:

      -”Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim.” dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş’e karşı âile şerefi adına Hz. Peygamber (s.a.s.)’in korunmasını istedi. Ebû Leheb’den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun]]> Hz Muhammedin İslama Daveti https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-islama-daveti.html Tue, 04 Dec 2018 20:54:29 +0000 Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm’a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm’ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri a Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm’a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm’ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30′a çıkabildi. Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.

      Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: “Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma”. (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm’ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm’a dâvete başladı.

      Harem-i Şerif’e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:

      “Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah’a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O’da Allah’a ve O’nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O’na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız…” (el-A’raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm’a dâvet ediyordu.

      Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan “Erkam”ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm’la şereflendiği için bu eve “Dâr-ı İslâm” denildi.(64/1)

      Hz Muhammedin İslama Daveti

      4- YAKIN AKRABASINI İSLÂM’A DÂVETİ

      “Önce en yakın akrabanı (Allah’ın azâbıyla) korkut” (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi’ne çıkarak:

      “Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları…” diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:

      -”Ey Kureyş cemâati, size “şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız” diye sordu. Hepsi bir ağızdan:

      -”Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin…” dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):

      -”O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah’a inanıp, O’na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum… Yemin ederim ki, Allah’tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah’ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim…(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allah’tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim…”(64/2)

      -”Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. “O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem’e girmektir…” (65) diyerek sözlerini bitirdi.

      Peygamberimiz (s.a.s.)’in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:

      -”Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın” sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)’in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:

      “Ebû Leheb’in iki elleri kurusun,yok olsun. O’na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak.” (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.

      ]]>
      İlk Müslümanlar https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/ilk-muslumanlar.html Wed, 05 Dec 2018 13:55:30 +0000 İlk Müslümanlar, İslamiyet'i ilk olarak kabul edenlerdir. Hz. Muhammed'e vahiy geldikten sonra etrafında bulunan kişiler, İslam dinini kabul edip, Müslüman olmuştur. İslamiyet'i ilk olarak eşi Hz Hatice kabul ederek, İlk Müslümanlar, İslamiyet'i ilk olarak kabul edenlerdir. Hz. Muhammed'e vahiy geldikten sonra etrafında bulunan kişiler, İslam dinini kabul edip, Müslüman olmuştur. İslamiyet'i ilk olarak eşi Hz Hatice kabul ederek, ilk namazı birlikte kılmıştır. Ardından evlatlığı olan Harise oğlu Zeyd, amcasının oğlu Hz Ali İslam'ı kabul ederek, Müslüman olmuştur. Hz. Ömer İslam'ı kabul ederek Müslüman olan 40. kişidir.

      Hz Ali'nin Müslüman olması

      Hz Muhammed 8 yaşından 25 yaşına gelene kadar amcası Ebu Talib'in evinde yaşamıştır. Amcası tarafından hoş tutulmuş, kendi çocuklarından ayrılmamıştır. Hz Hatice ile evlenmesiyle, maddi anlamda rahatlamış, eşinin evine yerleşmiştir. Amcasının evi kalabalık olduğundan, onu birazcık rahatlatmak için, 5 yaşında olan amca oğlu Ali'yi kendi evine almıştır. Hz Hatice ve Hz Muhammed'i namaz kılarken gören Hz Ali, bunun ne anlama geldiği sorunca, Peygamberimiz ona Müslümanlığı anlatmıştır. Hz Ali on yaşında olmasına rağmen, Müslümanlığı kabul etmiştir.

      Hz Ebu Bekir'in Müslüman olması

      Kureyş kabilesinin Teymoğulları kolundan olan Ebu Bekir, Peygamberimizin en yakın dostudur. Mekkelilerin güvendiği zengin bir tacirdi. Sünni inancına göre ilk Müslüman olan erkek ve ilk halifedir. Dürüst olması ve samimiyeti nedeniyle Hz Muhammed ailesi dışından ilk olarak Hz Ebu Bekir'i Müslüman olmaya, İslam'ı kabul etmeye davet etti. Davete icabet eden Hz Ebu Bekir sayesinde, Peygamberimizin desteği artmış oldu. Hz Ebu Bekir servetini İslam uğruna harcayan, köle olan Müslüman'ları satın alarak azad eden biriydi. İslamiyet uğruna yapılan bütün savaşlara katılmıştır. Peygamberimizin ölümünün ardından Kuran'ı toplayarak, 142 hadis söylemiş ve 634 yılında vefat etmiştir. Hücre-i Saadette bulunan kabre gömülmüştür.

      İlk Müslümanlar

      Zeyd Bin Harise'nin Müslüman olması

      Peygamberimizin kölesiyken, azad edilip, evlatlığı olarak Onun manevi oğlu olmuştur. Seriyye komutanlığı yapmış ve 629 yılında Mute'de ölmüştür.

      Osman bin Affan'ın Müslüman olması

      İslam'ın üçüncü halifesi olan Osman, Bedir dışında yapılan savaşlara katılmıştır. Sebe taraftarları tarafından, oruçlu ve Kuran okurken 656 yılında öldürülmüştür. Zengin ve vahiy katibi olmasından Kuran'ı çoğaltmıştır. Lakabı Naşir-ul Kuran olan Osman, 146 hadis beyan etmiştir.

      Abdurrahman bin Avf'ın Müslüman olması 

      Uhud savaşında yaralanarak, 651 yılında vefat etmiştir.

      Sa'd bin Ebi Vakkas'ın Müslüman olması

      İslam'da yapılan savaşların hepsine katılmış, orduda okçu olarak görev yapmıştır. Halifelik dönemlerindeki savaşlarda komutan olarak görev yapmıştır. Kadisiye'de yapılan savaşta zaferle dönmüştür. 674 yılında Medine'de ölmüştür.  

      Zübeyr bin Avvam'ın Müslüman olması

      Peygamberimizin bacanağıdır. Habeşistan'a giden kafilede yer aldı. 656 yılında Cemel Vakasında savaştan çekilip Medine'ye giderken öldürülmüştür. 38 hadisi bulunmaktadır.

      Talha bin Ubeydullah'ın Müslüman olması

      Teymilerden olan Talha bin Ubeydullah, Uhud savaşı sırasında Peygamberimizi korurken yaralanmıştır. Hz Ali'nin halifeliğini zorla kabul etmiş, ardından muhaliflere katılmıştır. 656 yılında Cemel Vakasında öldürülmüştür. 38 hadisi bulunmaktadır. 

       Hz Ebu Bekir'in Müslümanlığı kabul etmesiyle Osman, Abdurrahman, Sa'd bin Ebi Vakkas, Zeyd Bin Harise, Zübeyr bin Avvam ve Talha Bin Ubeydullah'da Müslüman olmuştur. Hz Hatice'yle birlikte Müslüman olan bu sekiz kişi ''İlk Müslümanlar'' (Sabıkun-i İslam) olarak adlandırılır.     

      ]]>
      İslamda ilk İbadet https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/islamda-ilk-ibadet.html Thu, 06 Dec 2018 09:28:22 +0000 İslâmda Allah’a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke’nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)’e gösterip öğ İslâmda Allah’a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke’nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)’e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril’den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.

      Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58)

      İslamda ilk İbadet

      Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice’ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.

      ]]>
      Hz Muhammedin Peygamber Oluşu https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-peygamber-olusu.html Fri, 07 Dec 2018 03:43:48 +0000 Hz Muhammedin Peygamber oluşu, kırk yaşlarında 610 senesinde Mekke'de gerçekleşmiştir. O dönemlerde Mekke'de bulunan hanif ve kendini dünya işlerinden soyutlayıp ibadete vermek isteyenler, recep ayında Hira dağına ç Hz Muhammedin Peygamber oluşu, kırk yaşlarında 610 senesinde Mekke'de gerçekleşmiştir. O dönemlerde Mekke'de bulunan hanif ve kendini dünya işlerinden soyutlayıp ibadete vermek isteyenler, recep ayında Hira dağına çekilerek, inzivaya dalarlardı. Hz Muhammed'in de 40 yaşlarında kalbinde oluşan yalnızlık duygusu, Hira dağındaki bir mağaraya çekilip, günlerce ibadetle uğraşmasına vesile olmuştur. Orada Allah'ın kudretini ve azametini düşünüp, ibadet yapıyordu. Hz Muhammed burada Allah tarafından kendisine verilecek olan büyük görevine hazırlanıyordu. Burada olduğu zamanlarda kulağına gelen ''Sen Allah'ın elçisisin.'' sözlerine rağmen, etrafında kimseleri göremiyordu. Kendisine verilecek olan görevin başlangıcında, sadık rüyalar görmeye başladı. Onun için bu süre altı ay boyunca devam etti. 

      Hz Muhammed'e ilk vahiy gelişi

      Yine Hira dağında ibadet yaptığı Ramazan ayının Kadir gecesinde, bir sesin kendisini adıyla çağırdığını işitti. Etrafına baktıysa da kimseleri göremedi. Etrafı nurla kaplanmıştı. Bu esnada kendisi de bayılmıştı. Kendine geldiği anda karşısında Cebrail'i gördü. Vahiy meleği Cebrail kendisine:

      '' Oku'' diye seslendi. ''

      ''Ben okuma bilmem'' dese de, Cebrail üç kez ''Oku'' dedikten sonra, Hz Muhammed ''el-Alak'' suresinin beş ayetini okudu. Cebrail'in ardından bu ayetleri tekrarlayan Hz Muhammed, heyecanla evine gitmek üzere yola çıktı. Yolda ''Ya Muhammed, Sen Allah'ın elçisisin. Ben de Cibril'im'' diyen Cebrail'i gördü. Evine vardığında bu olanları heyecan içinde eşi Hz Hatice'ye anlattı. Hz Hatice kendisine,

      ''Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki, Cenab-ı Hakk seni utandırmaz. Sen akrabanı gözetir, işini göremeyen aciz kişilerin yardımına koşarsın. Fakire verir, kazandırırsın. Misafiri ağırlar, hak yolunda meydana gelen olaylarda halka yardım edersin..'' sözleriyle destek oldu.

      Nevfel oğlu Varaka'nın sözleri

      Varaka İbrani dilini ve önceki dinleri iyi bilen Haniflerdendi. Hz Hatice bu olanlardan sonra Hz Muhammed'i Varaka'ya götürdü. Peygamberimizi dinleyen Varaka; '' Ya Muhammed sana müjdeler olsun. Allah'a yemin ederim sen Hz İsa'nın söylediği son Peygambersin. Gördüğün melekte Allah'ın Musa'ya gönderdiği Cibril'dir. Sana yardımcı olmak için genç olmayı isterdim. Lakin her Peygamber kavmi tarafından eziyete uğrar..'' Bundan kısa bir süre sonra Varaka ölmüştür.  

      Nebilik ve Rasulluk

      İlk vahiy sonrasında kısa bir süre herhangi bir şey olmadı. Peygamberimiz yine Hira dağından ibadetten dönerken yine bir ses duydu. Başını kaldırıp baktığında, daha önce Hira dağındaki mağarada gördüğü meleği gördü. Korkuyla evine doğru gitti. Evine vardığında Cebrail kendisine el-Müddessir suresine ait ilk ayetleri getirdi.

      Hz Muhammedin Peygamber Oluşu

      ''Ey örtüsüne bürünmüş kalk, insanları azap ile korkut. Rabb'ının adını yücelt. Elbiseni temiz tutarak, kötü şeyleri terk et.'' (el-Müddessir suresi, 1-5)

      Gelen ilk vahiy ile Hz Muhammed Nebi olmuş, başkalarına dini tebliğ etmek için görevlendirilmemiştir. Bu gelen ikinci vahiyle kendisine ''Risalet' verilmiştir. Hak dinini tebliğ etmek için görevlendirilmiştir. Burada açık davet emredilmemiştir.

      Hz Muhammed peygamberlik yaptığı 23 yılın 13 yılını Mekke'de, 10 yılını Medine'de geçirmiştir. 610 ve 622 yılları arasındaki döneme Mekke dönemi, 622 ve 632 yıllarındaki döneme de Medine dönemi adı verilir.

      ]]>
      Hz Muhammedin Kabe’nin Tamirinde Hakemliği https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-kabenin-tamirinde-hakemligi.html Fri, 07 Dec 2018 04:03:59 +0000 Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti. Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar ve Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.

      Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim’in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; “Hacer-i Esved”i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş’in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş’in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre”Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını” teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, “el-Emîn, el-Emîn, O’nun hakemliğine râzıyız…” diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.

      Hz Muhammedin Kabe’nin Tamirinde Hakemliği

      Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.

      Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)‘in zekâ ve dirâyeti yanında, O’nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.

      Kâbe’nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs’ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.

      ]]>
      Hz Muhammedin Çocukları https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-cocuklari.html Fri, 07 Dec 2018 22:39:37 +0000 Hz Muhammedin çocukları eşi Hz Hatice'den ve Maruyye'den olmuştur. Hz Hatice'den olan çocuklarının iki tanesi erkek, dört tanesi kızdır. Maruyye adlı eşinden de bir oğlu olmuştur. Dürüstlüğü ile bilinen Hz Mu Hz Muhammedin çocukları eşi Hz Hatice'den ve Maruyye'den olmuştur. Hz Hatice'den olan çocuklarının iki tanesi erkek, dört tanesi kızdır. Maruyye adlı eşinden de bir oğlu olmuştur. Dürüstlüğü ile bilinen Hz Muhammed'e Mekke'de amcasıyla ticaretle uğraştığı dönemde, Kureyşin zenginlerinden olan Hz Hatice sermaye vererek, ortak olmuştur. Hz Hatice iki kez evlenip ayrılmış, güzel ve zengin bir kadındır. Güvendiği kişilere sermaye verip, ticaretle uğraşıyordu. Müslümanlık öncesinde kendisine iyi ahlakı ve yardımseverliği nedeniyle önceleri "Tahire" denilmiş, daha sonra "Haticetü'l - Kübra" adı verilmişti. Hz Hatice o sırada 40 yaşında, peygamberimizde 25 yaşlarındaydı. Bu dönemde aracıların araya girmesiyle Hz Muhammed ve Hz Hatice evlendirilmiştir. Mutlu bir evlilikleri ve aile hayatları olmuştur.

      Hz Muhammedin çocukları kimdir

      Kasım: Peygamberimizin ilk çocuğu olan Kasım, küçük yaşında hayatını kaybetmiştir. Mekke'de doğan Kasım vefat ettiğinde 17 aylıktı. Kasım'dan dolayı peygamberimiz Ebul Kasım olarak anılmıştır.

      Zeynep: Kızların en büyüğü olan Zeynep, Ebü'l As ile evlendirilmiştir. Kocası Müslüman olmadığından, Zeynep'in hicret etmesine izin vermemiştir. Bedir savaşında esir düştükten sonra, Zeynep'i Medine'ye göndermesi koşuluyla serbest bırakılmıştır. Ardından Müslüman olan Ebü'l As Medine'ye gelerek, Zeynep'le yeniden beraber olmuştur. Zeynep 30 yaşında vefat etmiştir.

      Rukiyye: Ebu Leheb'in oğlu Utbe ile evlendirilmiş, kardeşi Ümmü Gülsüm gibi Tebbet suresinin indirilmesinden sonra Ebu Leheb'in baskısıyla boşanmak durumunda kalmıştır. Daha sonra Hz Osman ile evlendirilmiş ve Habeşistan'a hicret etmişlerdir. Bedir zaferinin ardından vefat etmiştir. Hz Osman'la mutlu bir evlilik hayatı olmuştur.

      Ümmü Gülsüm: Ebu Leheb'in oğullarından Uteybe ile evlendirilen Ümmü Gülsüm, İslam'ı ilk kabul edenlerdendir. Tebbet suresinin inmesinden sonra, Ebu Leheb'in peygamberin kızlarını boşayın dediği oğulları, buna riayet ederek boşanmayı gerçekleştirmiştir. Böylece peygamberimizin kızları müşrik elinden kurtulmuştur. Ümmü Gülsüm kardeşi Fatıma ile Habib-i Ekrem efendimiz ile kalmıştır. Annesinin vefatından sonra peygamberimizle birlikte Medine'ye hicret etmiştir. Kardeşi Rukiyye'nin vefatı ile Hz Muhammed tarafından Hz Osman'la evlendirilmiştir. Hicretin dokuzuncu yılında hastalanarak, vefat etmiştir.

      Hz Muhammedin Çocukları

      Fatıma: Sadece bu kızı peygamberimizden sonra vefat etmiştir. Peygamberin ölümünden sonra altı ay kadar yaşamış, 24 yaşında vefat etmiştir. Hz Ali ile evlenmiştir. Hz Ömer'in kayınvalidesi sıfatını taşıyordu. Ümmü Gülsüm, Zeynep adında iki kızı, Hüseyin ve Hassan adında iki oğlu doğmuştur. Peygamberimizin soyu Hz Fatima tarafından devam etmiştir.

      Abdullah: Kasım gibi bu oğlu da küçük yaşta hayatını kaybetmiştir. Sütten kesilmeden vefat eden Abdullah, Tahir ve Tayyip adlarıyla da anılmaktadır.  

      İbrahim: Peygamberimizin en son çocuğudur. Mısır valisi Mukavkis tarafından hediye olarak gönderilen ve peygamberimizin evlendiği Maruye'den doğan oğludur. Hicretin sekizinci yılında 1,5 yaşındayken vefat etmiştir.

      ]]>
      Hz Muhammedin Evlilik Dönemi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-evlilik-donemi.html Sat, 08 Dec 2018 05:54:25 +0000 1- TİCÂRET HAYÂTI Bütün Mekke’liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yala 1- TİCÂRET HAYÂTI

      Bütün Mekke’liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke’liler O’na “el-Emîn” (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O’nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.

      2- HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ

      Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce “Tâhire” denildiği gibi, sonra da “Haticetü’l-Kübra” denilmiştir.

      Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)’i Şam’a gönderdi. Kölesi Meysere’yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam’a kadar gitmedi; malları Busra’da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra’nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Şam’a gitmesini uygun bulmamıştı.

      Hz Muhammedin Evlilik Dönemi Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.

      Nikâh, Hatice’nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice’nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler. Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice’nin nesebleri Kusayy’da birleşir. Hz. Hatice’ye 20 dişi deve mehir verildi. Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.

      Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice’nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.

      Peygamberimiz (s.a.s.)’de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.

      ]]>
      Hz Muhammedin Gençlik Dönemi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-genclik-donemi.html Sat, 08 Dec 2018 12:51:23 +0000 1- EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi 1- EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ

      Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.

      Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed’i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.

      2- SEYÂHATLERi

      a) Şam Seyâhati

      Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam’a, kışın Yemen’e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.

      Hz Muhammedin Gençlik Dönemi Şam’ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada “Bahîra” adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)’in simâsından, O’nun istikbâlini sezmişti. O’nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib’e:

      -”Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam’a götürmeyiniz…”dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)

      Son Peygamberin geleceği ve O’nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil’de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O’nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm’ın “Tevrat’ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın sıfatları vardır” dediğini, “Kütüb-i Sitte” denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi’nin es-Sünen’inde rivâyet edilmiştir.”(35)

      Gülünç Bir İddiâ

      Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 12 yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı Hıristiyan yazarlar, Hıristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek istemişler, Peygamberimiz (s.a.s.)’in bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir.

      Bu iddia son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı. Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, “bunlar Bahîra’nın sözleri” demezler miydi Üstelik İslâmiyet, Hıristiyanların “teslis” (üçlü tanrı sistemi) inancını tamâmen reddetmiş “Tevhid inancını” getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.

      b) Yemen Seyâhati

      Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs’la birlikte Yemen’e gidip gelmiştir.

      3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI

      Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca “Eşhür-i hurum” denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna “Ficâr Savaşı” denirdi.

      Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği]]> Hz Muhammedin Çocukluk Dönemi https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-cocukluk-donemi.html Sun, 09 Dec 2018 02:45:54 +0000 Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin doğusunda bulunan “Hâşimoğulları Mahallesi”nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapla Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin doğusunda bulunan “Hâşimoğulları Mahallesi”nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları “Fil Vak’ası”, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)

      Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:

      “Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O’nu hayırla yâdetsinler…” cevâbını verdi.

      Annesi de “Ahmed” dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk’ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)’nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran’da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan “ateşgede”leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi’nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe’deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O’nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.

      2- SOYU (NESEBİ)

      Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in babası, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb’in kızı Âmine’dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, “Kilâb”da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke’lidir.

      Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim’in büyük oğlu Hz. İsmâil’in neslindendir. Soyu Adnân’a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.

      Hz Muhammedin Çocukluk Dönemi

      Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

      “Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum ‘Hâşimoğulları’ âilesinden neş’et ettim”, buyurmuştur.

      Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.

      “Allah, Hz İbrâhim’in oğullarından Hz. İsmâil’i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir.” Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl'i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem’den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır”. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)’de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)’e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.

      3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA

      Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb’in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.

      Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)’in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa’doğlulları kolundan Halîme oldu.

      Mekke’nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)’de bu âdete göre süt annesi Halîme’ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, ba]]> Hz Muhammedin Hayatı https://www.hzmuhammedinhayati.gen.tr/hz-muhammedin-hayati.html Sun, 09 Dec 2018 15:34:02 +0000 Sevgili Peygamberimiz 20 Nisan 571 Pazartesi günü Mekke’de doğdu Babası Abdullah, annesi Âmine, dedesi Abdülmuttalip, büyük babası Vehb, babaannesi Fatıma, anneannesi ise Berre’dir. Doğduktan sonra 4 yaşına kadar sütann Sevgili Peygamberimiz 20 Nisan 571 Pazartesi günü Mekke’de doğdu Babası Abdullah, annesi Âmine, dedesi Abdülmuttalip, büyük babası Vehb, babaannesi Fatıma, anneannesi ise Berre’dir.

      Doğduktan sonra 4 yaşına kadar sütannesi Halime’nin yanında, bundan sonra 2 yıl boyunca da annesi Amine’nin yanında kaldı6 yaşında iken annesi onu akrabalarıyla tanıştırmak ve babası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek için Medine’ye götürdü.

      Hz Âmine, kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmiş, Hz Peygamber de Neccaroğulları’ndan.

      Akrabasıyla tanışmıştı Âmine dönüşte Ebva denilen yerde hastalanıp vefat etti ve orada toprağa verildi Bu sırada yolculukta kendileriyle birlikte olan Ümmü Eymen onu Mekke’ye ulaştırdı ve dedesine teslim etti.

      Hz Muhammedin Hayatı

      6 yaşından 8 yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib’in yanına kaldı O da ölünce, vasiyeti üzerine amcası Ebu Talib’in evine taşındı Ebu Talib, Peygamber Efendimizin babasıyla hem baba hem de anne gibi kardeşti.

      13 yaşından itibaren amcaları ile birlikte ticarete atıldı Uzun bir süre bu işle meşgul oldu ve bu alanda doğrulukla, dürüstlükle tanındı Henüz 20 yaşında iken hırsızlık, gasp, eşkıyalık, zulüm ve haksızlıklara karşı bir tedbir almak amacıyla bazı Mekkelilerin oluşturduğu Hılfulfudül adlı kuruluşa katıldı ve etkili bir üye olarak görev yaptı.

      25 yaşına geldiğinde Hz Hatice ile evlendi Hz Hatice bu esnada kırk yaşında idi ve onunla evlenmeye karar verişinde Sevgili Peygamberimiz “el-Emin: Güvenilir, dürüst” olarak tanınması birinci derecede rol oynamıştı.

      35 yaşına geldiğinde Ka’be hakemliği yaptı; Ka’be’nin tamiri sırasında Haceru’l-esved’in yerine konulması sırasında ortaya çıkan anlaşmazlığı, taşı bir yaygı üzerine koyup tüm kabile reislerine taşıtmak suretiyle giderdi, böylece kabileler arasında çıkması muhtemel bir kavgayı önlemiş oldu.

      Peygamber Efendimiz 40 yaşlarına yaklaştığında kendisinde insanların arasından uzaklaşıp kırsal alana çıkmak, yaratılışın ve evrenin inceliklerini düşünmek arzusu uyandı Bu münasebetle belli sürelerde Hira-Nur dağındaki mağarada kalmaya başladı Nihayet 40 yaşında iken 610 Ramazan ayında bir gün Cebrail Aleyhisselam geldi ve vahiy süreci başlamış oldu İlk vahiy edilen ayetler, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” diye başlıyordu Böylece Yüce Allah tarafından Peygamberlikle görevlendirilmiş oldu.

      Peygamber Efendimizin İslam davetine evet diyerek ilk inanma şerefine Hz Hatice, Hz Ali, Hz Zeyd b Harise ve Hz Ebu Bekir eriştiler Bunları Hz Osman, Abdurrahman b Avf, Sa’d b Ebi Vakkas, Talha ve Zübeyr Hazretleriyle diğerlerini takip ettiler.

      Peygamberliğin ilk altı yılı dolarken Hz Hamza ve Hz Ömer gibi yiğitlik ve cesaretleriyle tanınan zatlar Müslüman oldu.

      10 Peygamberlik yılında peş peşe Hz Hatice ve Ebu Talib ölünce düşmanların eza ve cefaları bir kat daha arttı Çünkü bunlar hatırlı insanlardı, çevreleriyle Peygamberimize destek veriyorlardı Bu sırada Hz Peygamber, dış destek sağlamak amacıyla Taife gitti Ne var ki Taifliler İslam’ı kabul etmediler, Hz Peygamber’e destek vermediler, üstelik onu taşlattılar, üstü başı kan içinde kaldı, Taif dışında bir bağa sığınarak taşlanmaktan kurtulabildi.

      Ardı arkası kesilmeyen bu sıkıntılar devam ederken aynı günlerde Sevgili Peygamberimiz Mirac’ta İlahi ikramların doruğuna eriştirildi, Yüce Allah’ın huzuruna yükseltildi ve İlahi buyrukları, aracı olmaksızın dinlenme ve alma imkânına kavuşturuldu.

      Bütün zorluklara rağmen Hz Peygamber İslam’ı tebliğ çabalarını sürdürüyordu Birer yıl arayla 1 ve 2 Akabe Biatları yapıldı Bunu takip eden zaman diliminde Yüce Allah’ın izni ve buna bağlı olarak Hz Peygamber’in müsaadesi üzerine Müslümanlar Mekke’den Medine’ye göç ettiler İslam tarihi literatüründe buna, “hicret” denilmiştir En sonunda Sevgili Peygamberimiz de Hz Ebu Bekir ‘le birlikte Medine’ye göç etti.

      Efendimiz(sav) Medineli Müslümanlar yani Ensar = Yardımcılar ile Muhacir]]>